Anthony Storr’un söylediği şey, bağlamı ne olursa olsun, insanlık dışı bir kayıtsızlık barındırıyor. Bir çocuk tecavüze uğradığında mesele “nevroz olur mu olmaz mı” gibi klinik bir istatistik değil; mesele insanın en temel güvenliğinin, beden bütünlüğünün, onurunun parçalanmasıdır. Bunu “abartı” diye küçümsemek, mağduru ikinci kez yaralamaktır.
Storr’un yaklaşımı, dönemin soğuk psikanalitik jargonunun tipik bir örneği: bireyi istatistiksel olasılıklar düzeyine indiriyor, somut acıyı ve travmayı görmezden geliyor. Çocuğun yaşadığı dehşet, utanç, yalnızlık, korku gibi deneyimleri “belki nevroz bile gelişmez” diyerek önemsizleştirmek, sadece bilimsel bir hata değil, etik bir felaket.
Anthony Storr’un bu yaklaşımı yalnızca etik bir körlük değil, aynı zamanda bilimsel bir yetersizlik örneğidir. Ortaya koyduğu şey derin bir araştırma ya da kapsamlı klinik deneyim ürünü değil; sohbet arasında dile getirilmiş yüzeysel bir varsayım gibi. Çocuk istismarı gibi ağır bir konuda, “fazla abartılmıştır” diyerek kestirip atmak, bilim insanına yakışmaz; bu olsa olsa tahmin yürütmektir.Üstelik Storr’un yaptığı şey, zaten bilinen basit gözlemleri süsleyip kitaplaştırmaktan ibaret. Psikolojinin o dönemde bile tartıştığı temel gerçekleri yeniden paketliyor ama bunları sanki orijinal bir bakış açısıymış gibi sunuyor. Derinlik yok, yenilik yok, sadece tahminvari ve yüzeysel yorumlar var.
Bütün bunlar göz önüne alındığında, bu kitabın bana kalırsa değeri yoktur. Kağıt israfından başka bir şey değildir; acıların üzerine oturmuş, ama onlardan hiçbir şey anlamamış birinin kaleminden çıkma, boş bir tekrar.