“Baba” diye bağırdı. Babası duymuyordu, bir şarkı mırıldanıyordu yaklaştım. Bu annesinin her sabah uyandığında okuduğu şarkıydı. Evde dolaşır, perdeleri açar ve onları uyandırırdı bu şarkı eşliğinde. Sesi çok güzeldi, sabahın köründe bile insana huzur verebilirdi. Önemliydi bu, neredeyse tüm duyarlı insanlar için, güzel sesli birini sevmek, ya da sevdiğinin sesinin sende güzelleşmesi, bu çok önemliydi. En azından deli için bu böyleydi.
Yusuf’un ayakları tutmadı, “baba” diye fısıldadı, yere çöktü gözlerini özgür bıraktı. O an da içerinin ne kadarda karanlık olduğunu fark etti. Başını kaldırdı, perdeler bugün açılmamıştı. Bir kadının gidişi bu kadar mı belli olurdu? Bir kadın giderken doğan tüm güneşleri mi götürürdü?
Suriye'de o kanlar arasında gözyaşından okyanuslar dolduran annelerden dört bir yanda denizler utandı. Siz utanmadınız. Filistin de eşini, kızını koruyamayan bir baba inliyordu, silemedi gözyaşlarını. Silecek elleri yoktu. Erkekler ağlamaz demeye utandınız fakat yüzünüz kızarmıştı, görüyordum. Gördüm utanmaya utanıyordunuz...
......... Deli kendi kendine söyleniyordu mezarların arasında dolaşırken. Tek cümlesini duydum:
Seni bir sevgiliyi bekler gibi ihtimalsiz, kırılmayan bir umutla bekliyotum.
Galiba deli ölümle konuşuyordu.
........ Sence yeterince derdim yok mu? Onları dinlemek üzüyor beni. Biliyorsun uzun zamandır şiir yazmayı bırak okumuyorum bile.
- Kaçıyorsun yani her şeyden....
- Belki evet ama sadece bana geçmişimi hatırlatanlardan.
- Hatırlatmayan bir şey var mı?...