"The Internet'i alelade bir kablo ve modem yığını olmaktan çıkarıp baştan çıkarıcı ve heyecan verici bir ideolojiye, belki de günümüzün süper-ideolojisine dönüştüren şey, onu bir tür âlim, siyasi konuların danışıldığı bir müsteşar olarak görme yönündeki eğilimdir." (Evgeny Morozov)
İhsan Oktay Anar'ın Puslu Kıtalar Atlası, hem hikâye anlatımı hem de karakterleriyle edebiyat dünyasında benzersiz bir yer edinmiş bir başyapıt. Kitap, 17. yüzyıl Osmanlı İstanbul'unda geçiyor gibi görünse de, aslında zaman ve mekânın sınırlarını zorlayan bir anlatı sunuyor. Anar'ın üslubu, edebi bir ziyafet. Klasik Osmanlıca ile modern Türkçeyi harmanlayan dili, okuyucuyu bir masal diyarında dolaştırıyor. Başlamadan önce dili anlamama gibi endişelerim vardı ama çok yanılmışım. Eğer benim gibi bunu dert edinip okumaktan vazgeçerseniz çok şey kaybedersiniz, benden söylemesi. Bunun yanında anlatım sade gibi görünse de, her cümlede bir derinlik, bir ironi, bazen de felsefi bir sorgulama saklı. Kitap, sıradan bir hikâye anlatmanın ötesine geçip okuyucuyu bir düşünsel ve duygusal yolculuğa çıkarıyor. Eserin bizlere kattığı duygusal ve düşünsel yoğunluğu tümüyle anlamak için bir gün yeniden okuyarak, her satırın derinliğinde kaybolmamız gerektiğini düşünüyorum..