Bir gün oğlunun yüzünde annesi Kamala'yı çok anımsatan bir ifadeyle karşılaşan Siddhartha'nın aklına bir söz geldi. Kamala'nın çok zaman önce, gençlik günlerinde bir ara kendisine söylediği bir söz. "Sen sevemezsin," demişti Kamala ve Siddhartha da ona hak vermişti; kendini bir yıldıza, çocuk insanları ise düşen yapraklara benzetmiş, ama yine de Kamala'nın o sözünde bir suçlama sezmişti. Gerçekten de bir başka insana gönlünü tümüyle kaptıramamış, kendini o insana tümüyle verememiş, kendini unutamamış, bir başkası için duyacağı sevgiden çılgınca davranışlara kalkışmamıştı. Asla üstesinden gelememişti bunun; bu da, bir zamanki görünüşüne göre kendisiyle çocuk insanlar arasındaki büyük ayrımdı. Ama şimdi, oğlu yanında bulunduğundan beri Siddhartha'nın kendisi düpedüz çocuk insanlardan biri olup çıkmıştı, bir insan için acı çeken, bir insanı seven, bir sevgiden kendisini yitiren, sevgi yüzünden aptalın biri kesilen bir çocuk insan. Kendisi de şimdi, hayli geç olarak ve hayatında ilk kez, bu alabildiğine güçlü ve garip tutkuyu hissediyor, bu tutkudan dolayı acı çekiyor, fena halde acı çekiyordu; ama yine de mutluydu, yeni bir şey katılmıştı yaşamına, yeni bir şeyle yaşamı zenginleşmişti.