“Olmaz olur mu? Bakın ben bu suikast işinde, bütün varlığımla kovalayanlardan yanayım. Suikastçıları haksız buluyorum. Memlekete zarar vereceklerdi. Suçludurlar. Daha iyi bir şey getiremeyecekleri yüzde yüz olduğundan iki kat suçludurlar. Öyleyken, asılmak cezasından kaçıp kurtulmaya çabalayanlarla onları darağacına götürmek için kovalayanları nasıl bir tutarım? Nasıl elimle insan asamazsam, öyle de saklandıkları yeri haber veremem asacaklara... Demek ister istemez taraf tutacağım, sorumluluk yükleneceğim ister istemez hem de. Karşı olduğum tarafı destekleyerek... Düpedüz bencilliğe vurmaktır bu... Bencillik orta yoldan tarafsızlığa uğrar, oradan da sorumluluk korkusuna, yani kaytarmacılığa bağlanır. Aslında dünyadaki son insan gerçekten mutlu değilse, ne kadar kurnaz olursak olalım, tarafsızlıkla rahat edemeyiz.
Çok uzun süredir aradığım bir filmdi, nihayet buldum. Film, Kadir İnanır'ın filmrografisinde kötü adamı oynadığı belki de tek filmdir. Baştan sona net kötü bir karakterdir bu filmde Savaş ya da nam-ı diğer majeste.
Film çok kötü bir film, yani zaten çok bir şey beklemiyordum da bu kadar da kötü olabileceğini düşünmemiştim, yoksa bu kadar aramazdım zaten. Yönetmenlik falan hak getire filmde. Ancak dans sahnelerinden ayrıca bahsetmeden geçemeyeceğim. Evdeki bir partide Tecavüzcü Coşkun masanın üzerinde oldukça feminen ve seksi figürler sergilerken arkada hippi görünümlü biri küçük bir bronz kadın heykeli ile yiyişmektedir falan.
Hikayede şöyle; kadın avcısı Savaş, bir kadını dolandırır ve kadının avukatı duruşmada Savaş'ın çok üzerine gitse de Savaş delil yetersizliği ile beraat eder. Sonrasında Savaş tesadüf eseri bu avukatın kızı ile tanışır ve intikam için kızı tavlamaya karar verir. Bir de kıza aşık, derslerinde de çok başarılı bir gencimiz vardır ki o da Salih Güney. Kız türlü hatalar yapar, Salih Güney onu her koşulda sevmeye devam eder vs. vs. hikaye bu. Finaldeki mahkeme sahnesi ise artık saçmalığın zirveye çıktığı andır filmde.
Film didaktik ögeler içerir fazlasıyla, anne babalara akıl verir. Gerçi 75 dakikalık bu absürt şeye ne kadar film denebilir orası da tartışmaya açık.
Bu aşağıda sıraladığım paylaşımların hiçbirisi Cemal Süreya'ya ait değildir. Bunlar internetin uydurduğu ve çoğu da bir boka benzemeyen şeylerdir. Bunları sağdan soldan kopyalayıp da gelip bir kitap sitesinde Cemal Süreya adı ile paylaşmayın bence.
unutulmaz babaların öldüğü
annelerin ise onlarla gömüldüğü
öyle bir sihirbazdın ki beni bile kaybettin
öperek uyandırdım bu sabah ayrılığı.
fırından yeni çıkan bekleyişler satın aldım.
kırmızı mavi ekoseli yalnızlığımı serdim masaya.
manzaraysa ayrılığa sıfır! işte her şey hazır..
acılarımla iki lafın belini kırdık.
yokluğunda bir kuş sütü eksik..
parmak uçlarıma hapsettim seni.
dokunduğum her yerde seni hissediyorum,
canım yanıyor.
ne kadar silersen sil; ya yırtılır defterin ya da izi kalır cümlelerin.
her gece üstünü açma üşütürsün diyeceğine, bir kere 'kalbini açma üzülürsün'.. deseydin ya anne...
seni seviyorum' diyen, seni gerçekten seven değildir. seni gerçekten seven; 'seni seviyorum' demeye çekinendir.
bilirsin sigarayı da kalem tuttuğum gibi tutarım. ondan tüter "sevda sözleri....
üzülme değmez' sözünü duymaktan sıkıldım.
değmeyenlere zaten üzülmem. üzüldüğüm şey
değmeyenlere yüreğimin değmiş olması.