Nevrotiğin güvenliği gerçekçi değildir. Korkulmayacak şeyden korkar, ve güvenli olmayanda güvenli hisseder. Üstlenemediği kaygı, gerçek dayanağı olmayan imgeler üretir, ancak korkulması gereken şeyler karşısında ortadan kaybolur.
Kader ve ölüm hakkındaki patolojik kaygı, insanı bir zindanın güvenliğine benzer bir güvenliğe doğru sürükler. Bu zindanda yaşayan kişi, kaygıdan azade olmak için kendi koyduğu sınırların sağladığı güvenliği terk edememektedir.
Dinin yarattığı varolma cesaretinin çoğu, kişinin kendi varlığını sınırlama ve bu sınırlamayı dinin gücüyle pekiştirme arzusundan başka birşey değildir.
Antik uygarlığının sonunda varlık kaygısının, ortaçağın sonunda ahlaki kaygının ve modern çağın sonunda ise ruhani yani manevi kaygının ağır bastığını görürüz.