Şeffaflık dünyası aynca her şeyin sergilendiği bir dünyadır. Bu sergiler dünyasında her öznenin kendi reklam nesnesi vardır. Her şey sergi değeriyle ölçülür. Sergilenme-durumunda değil, var-olma-durumunda ısrar eden her kültürel değer kaybolur. Sergilenen top-
lum pornografik bir toplumdur. Her şey dışa dönmüştür, açıktır, çıplaklaşmıştır, soyunmuştur ve gösterilmiştir. "Bakışın aurası"ndan yoksun her yüz, surata, yüzün suretine (face) indirgenerek sathileşir. Face, yüzün metalaşmış halidir. Sergileme ifratlı her şeyi "her türlü sırdan arındırıp dolaysız tüketime açarak" meta-
laştırır.
Tümden şeffaflık zorunluluğu, insanı, kendisini düzleştirerek bir sistemin işlevsel bir unsuru olmaya zorluyor. Şeffaflığın şiddeti budur işte. Kişinin bütünlüğüne belli bir erişilmezlik ve geçirmezlik de dahildir ve lazımdır. Kişinin baştan aşağı didiklenmesi bir şiddettir. Nitekim Peter Handke şöyle yazar: "Ben, ötekilerin benim hakkımda bilmediklerinden beslenerek yaşıyorum.
İtaatkar özne, onu sömüren bir iktidar merciinin tebasıydı. Foucault'ya göre egemen gücün emekçiyi "soğurması", yabancı bir sömürü biçimidir. Başarı ve performans öznesi ise itaatkar özneye karşın özgürdür, çünkü hiç kimseye tabi değildir. Psikolojikdurumuna yapmak zorunda olmak değil, yapabilmek damgasını vurur. Bu özne kendinin efendisi olmalıdır. Varoluşu emirlerle
ve yasaklarla değil, özgürlükle ve girişimle tanımlanır.
Foucault'nun hapishanelerden, hastanelerden, ıslahevlerinden, garnizonlardan ve fabrikalardan oluşan disiplin toplumu günümüzün toplumunu yansıtmaz. Yerini çoktan camdan ofis kuleleri, alışveriş merkezleri, fitness merkezleriyle yoga stüdyoları ve güzellik klinikleri almıştır. 21. yüzyılın toplumu bir disiplin toplumu değil, başarı ve performansa endeksli bir çalışma ve yaşama toplumudur.
Galtung düşüncelerine çok geniş bir şiddet kavramını zemin alır: "İnsanların güncel hayatlarındaki bedensel ve ruhsal koşulları, potansiyel imkanlarından daha geriyse, orada şiddet vardır."