Mevhibe Özocak

Dostanelik politikası, hoşgörü politikasından daha açık kalplidir. Hoşgörü aslında muhafazakar bir pratiktir, çünkü farklılık burada sadece katlanılan bir şeydir. Tolerans veya hoşgörü hfila katı bir özimgeye, net kontürlere sahip bir kimliğe bağlıdır. İnsan kendini hala Öteki'nden kesin çizgilerle yırmaktadır. Aynca iktidardan da tamamiyle uzak değildir hoşgörü pratiği. Azınlıklar, iktidardaki çoğunluk tarafından hoş görülür, tolere edilir. Dostanelik politikası, asgari bağ ile azami bağlılık, asgari akrabalıkla azami yakınlık yaratır.
Sayfa 57·Kitabı okudu
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Bireyi kendi etrafında sürekli daha hızlı döndüren narsisistik kısır döngüden kurtulmak için, Öteki'yle ilişkiyi Schmittvari dost-düşman şemasının olumsuz şiddetinden uzakta yeniden kurmak gerekir. Bu ise farklı bir inşayı, Öteki'nin, bağışıklık sisteminin yıkıcı savunmasına izin vermeyecek bir biçimde, yeniden inşasını gerektirir. Öteki'yle, onu farklılığıyla olduğu gibi kabul edip onaylayacak bir ilişki mümkün olmalıdır. Bu olduğu gibi/iğe evet demektir, dostanelik'tir. Dostanelik, Öteki'ni edilgence kendi haline bırakmak değil, onun olduğu gibiliğine karşı aktif, katılımcı bir yaklaşım demektir.
Sayfa 57·Kitabı okudu
İtaat öznesi ve disiplin öznesi, karşısında daima Öteki'ni bilirdi; bu bazen Tanrı, bazen hükümdar, bazen de vicdanıydı. Yalnız baskı ve ceza değil, ödül de dışarıdaki merciiden gelirdi. Buna karşın başarıya ve performansa odaklı toplumun öznesine, narsisistik bir kendine yöneliklik damga vurmaktadır. Öteki'nden ödül alamadığı için hep daha fazla başarı, daha fazla üretim elde etmek zorunda hissetmektedir kendini.
Sayfa 55·Kitabı okudu
Günümüzün başarıya ve performansa odaklı toplumuna. dost-düşman şeklindeki immünolojik şema damgasını vurmuyor. Schmitt'in dediği gibi, "rakip"düşman değildir. Rekabet etmenin (Lat. concurrere) sözcük anlamı birlikte-koşmaktır. Bir hedef için yarışmaktır. Oysa düşmanlıkta hedef yoktur, bir ölüm kalım savaşı söz konusudur.
Sayfa 55·Kitabı okudu
Schmitt için düşmanlık kimliğin kurucu öğesidir. Ben kendini sadece düşman Öteki'ne bir bağışıklık tepkisi içinde tanımlayabilir. Yani, der Schmitt, "tek bir gerçek düşmandan daha fazla düşmana sahip olmak, içsel bir zaafın, bir bölünmenin işareti"dir. Düşmanın kesin tarifinin yapılamayışı, Kendi 'nin kifayetsiz kimliğine işaret eder. Düşmanların çoğulluğu Ben'i dağıtır. Kendilik, ancak tek bir düşman karşısında tüm keskinliği ve kesinliğiyle tebarüz eder: "Düşman, bizim kendi varlığımıza ilişkin bir meseledir . .. Bu nedenle kendi ölçümü, kendi sınırımı, kendi şeklimi kazanabilmem için onunla savaş halinde olmalıyım."
Sayfa 49·Kitabı okudu