Disiplin toplumundan başarıya ve performansa odaklı topluma geçişte Üstben, İdeal-Ben'e evrilerek olumlanır. Üstben baskıcıydı. Bütün derdi yasaklardı. Ben' in üzerinde "buyurgan bir hakimiyetin sert, gaddar yüzüyle" ve "katı, kısıtlayıcı, gaddarlıkla yasaklayıcı bir karakterle" hükmediyordu. İtaatkar özne kendini Üstben'e tabi kılarken, başarıya ve performansa odaklı özne kendini İdeal-Ben üzerinden yeniden tasarlanuıktadır. İtaat ve tasanın iki farklı varoluş biçimidir. Üstben'den hep olumsuz zorunluluklar peydah olur. Buna karşın İdeal-Ben, Ben'i olumlu anlamda zorlar. Üstben'in olumsuzluğu Ben'in özgürlüğünü kısıtlar. Buna karşın İdeal-Ben'e göre kendini tasarlamak bir özgürlük edimidir. Ancak Ben, erişilemez İdeal-Ben karşısında kendini eksikli hisseder, bir kaybeden olarak görür, suçlamalara boğar. Reel-Ben ve İdeal-Ben arasındaki boşlukta bir özsaldırganlık oluşur. Ben, kendisiyle kavga etmeye başlar, kendisiyle savaşır. Kendini tüm dış baskılardan kurtarmış sayan olumluluk toplumu, yıkıcı obsesyonlar arasında kaybolur. Burnout ve depresyon gibi psişik hastalıklar ki 21. yüzyılın başat hastalıklarıdır, hep kendine yönelmiş bir saldırganlığın izlerini taşır. İnsan kendine şiddet uygular ve kendini sömürür. Dışsal şiddetin yerini içeride üreyen bir şiddet almıştır ki ilkinden çok daha ölümcüldür, zira bu şiddetin kurbanı kendini özgür zannetmektedir.