Paulo Coelho bir fenomen, bir marka. ’Kitabı en çok dile çevrilmiş bir yazar’ olarak Guinness rekorlar kitabına girmiş bir isim. Hemen hemen her romanında Coelho’nun ilginç yaşam öyküsünden izler bulmak mümkün. Paulo Coelho’nun aşina olduğumuz sürükleyen kalemi Elif burada da alıp götürüyor bizleri.. Romanda yazarımız aynı zamanda başkahraman olarak karşımıza çıkıyor. Kitapta yazarın geçmişle olan hesaplaşması anlatılıyor.
Coelho, bunalımda olduğu ’Ben bittim artık’ dediği dönemde; arkadaşı J.’nin ’Gitme vaktin geldi, vur kendini yollara’ tavsiyesine uyar ve gönlünün onu çektiği yerlere gitmeye karar verir. Bu bir geziden çok onun aslında kendisi ile olan hesaplaşması için yapılan bir yolculuktur. Yolculuk öncesi bir otele yerleşir ve orada genç bir Türk kızı olan Hilâl ile tanışır. Hilâl yazarımıza yolculuk süresince eşlik eder, yolculuk esnasında yazara birbirlerini uzun zamandır tanıdıklarını söyler ısrarla. Yolculuğa Çinli rehber Tao’da renk katar.
Adına Elif dedikleri sinerji alanında oluşan ruhlar bu yolculuğun gizemini çözecektir. Paulo ile Hilâl özel bir enerjiye girerek birbirlerinin hayatlarını ziyaret eder ve Hilâl ile yazarın nereden tanıştıkları ortaya çıkar. Paulo engizisyon döneminde suçsuz yere ölümüne neden olduğu 8 kadının affına ihtiyaç duyar. Onlardan biri de Hilâl’dir.
"Manzara değişir, insanlar değişir, ihtiyaçlar değişir ama tren hep ileri gider. Hayat bir trendir, tren istasyonu değil. Ve bu yolculukta herkesin savaşı kendisiyledir."
Reankarnasyon ile ilgilenenlerin severek okuyabileceği bu eser oldukça da akıcıdır, herkese keyifli okumalar dilerim ...
ElifPaulo Coelho · Can Yayınları · 20217,9bin okunma
"İnsan, hiçbir şeye karşı ilgisi, hiçbir şeyden umudu kalmayınca,
hayatın her gün değişmeyen tekrarı altında ezilir."
Gustave Flaubert
Hemen her dile çevrilen, çok sayıda baskı yapmış, filme uyarlanmış, ölümsüz eserlerden biridir Madame Bovary öyle ki Flaubert'in adından daha çok tanınmıştır. Eser Flaubert'in romantik akıma tepkisini ortaya koyan realist bir anlayışla kaleme alınmıştır. Eserin diğer bir özelliği ise zamanın belirli cinsiyet rollerine ters düşen konulara işaret edebilecek konuları da barındırmasıdır. Emma karakteri her ne kadar dişiliğini sonuna kadar kullanıyor olsa da zaman zaman ilişkilerinde dominant karakter tutumları gösterir.
Eser iyi kalpli ama sıradan bir doktor olan Charles Bovary'nin yüksek idealleri ve lüks tutkusu olan romantik eşi Emma Bovary'nin, hayatındaki tek düzelikten sıkıldığı için girdiği durumları ve yaşadığı gayrimeşru aşk ilişkilerini ele alıyor. Charles elindekilerle yetinmeyi ve mutlu olmayı bilen biridir. Emma'nın arzu ettiği hayatı yaşatamaz ve Emma tüm bu sıradanlığın nedeni olarak Charles'i suçlar. Emma okuduğu romantik romanların etkisindedir ve hayatındaki sıradanlığa son vermek arzusuyla heyecan arayışına girer ve eşini yazmanlık yapan, kültürlü Mösyö Leon ile aldatır. Sohbet ile başlayan arkadaşlık duygusal yakınlığa dönüşür fakat Leon aşkını itiraf edemez ve Paris'e gider.
Emma hayalindeki aşkı arzulamaya devam ederken kasabanın zengin çiftçilerinden Rodolphe ile tanışır, yakışıklı, çapkın ama aşkı anlamayacak kadar basit biridir. Mektuplaşmalarla başlayan aşk yine bir mektupla son bulur. Emma hem aşktan beklediğini bulamamış hem de borçlanmış biri olarak çıkmaz içindedir. Sevgililerinden borçç ister fakat alamayınca hayatı altüst olur. Arsenik içer ve Charles'in yanında can verir. Charles eşini çok sever,
Madame BovaryGustave Flaubert · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201940,8bin okunma
Hayatın içinde olmasına rağmen onu dışarıdan net görebilen, nadir yazarlardan olan Pessoa, kendisini farklı kişiliklere bölerek, sustuklarını dile getirir. Hangi cümlesini kaldırırsanız, altında ona dair bir yalnızlık biçimiyle karşılaşırsınız. Bu tarz bir eseri de Huzursuzluğun Kitabı dır.
Fernando Pessoa 'nun ait olmadığı işinden ve geçmişinden sıyrılmak adına, huzursuzluk duyduğu tüm olayları kaleme aldığı Huzursuzluğun Kitabı bizleri bir nevi huzursuz bir adamın gizli günlüğünün satırları arasında derin düşüncelere sevk eder. Sayfalarda gezinirken '.. öyleyse beni kim kurtaracak var olmaktan?' diye çırpınan Pessoa kendisini 'ben bir hiçim, kendimi hiçbir şey olarak hayâl ediyorum' diye tanımlar.
Fernando'nun umutsuzluğuna, hayal kırıklıklarına ve kaybedişlerine ortak olduğumuz bir başucu kitabı da olabilecek bu eser, akıcı olmakla birlikte tekrar tekrar okumak ve üzerine düşünmek isteyeceğiniz, ayrıca okurken 'aslında ne düşündüğümüzü ne istediğimizi biliyor muyuz?'u sorgulatan bir eserdir. Fernando 'kıpırdanmak yaşamaktır' der şimdi harekete geçme, sorgulama zamanı..
'Düşlerim hoşuma gitmez oldu çünkü kusurları gözüme batıyor' dediğim anda Turgenyev'in 'kalp seçemez sadece sever' sözüne bir nevi atıfta bulunup 'kalp düşünebilseydi atmaktan vazgeçerdi' diyerek, hepimizin kendi dışımızdaki koşullara bağlı olduğumuzu, ruhumun hayatımdan yorulduğu bir zamanda benim için değerli birinin tavsiyesi üzerine zevk alarak okuduğum, huzuru aslında 'arayanın' bulduğunu hissettiren bu kitabı umarım sizler de severek okursunuz..
Hissetmek demişken, sahi "Hissetmek ne renktir?.."