“Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum. Acı yemek bayılana kadar dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan şeydi. Kolları, başı hep dermansız bırakan, yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bi şey. “
…kapkara okyanusun sağırlığında bir kafesin içindeki dalgıç gibi yaşıyordum, dünya ile arasındaki iplerin koptuğunu bilen ve kafesin asla o sessiz derinlikten yukarıya çekilmeyeceğini hisseden bir dalgıç gibi.