Geleneksel ailelerde babanın korkulan kişi olması beklenir. Anne, "Akşam gelince babanıza söyleyeceğim," deyince, çocukların hemen hizaya gireceği umulur. Bu ailelerde babanın korkulacak, çekinilecek biri olarak kalması önemsenir. Bu hastalıklı bir tavırdır; umarım bu kitabın okunduğu hiçbir evde hiçbir kadın ve erkek böyle bir anlayış içinde değildir.
Çocukların hayatımıza en önemli katkısı; bizim olabileceğimiz en iyi insan olmaya çabalamamıza ve sonunda olmamıza vesile olmalarıdır. Çocuklarımızı bize olgunlaşma fırsatı sunarlar. Bir insanın olabileceğinin en iyisi olma yönünde gelişmesi müthiş haz verici, doyumlu bir süreçtir. Bize bu hediyeyi ancak çocuklarımız verir.
Unutmayalım, sadece bir çocuk yetiştirmiyorsunuz, aynı zamanda içinde yaşadığınız topluma bir yurttaş yetiştiriyorsunuz. Anne-baba, ailede bir yurttaş yetiştiğinin ne kadar farkında? Peki ya toplum, ailede yurttaş yetişiyor olmasını önemsiyor mu? Toplumda, iyi bir yurttaşın özellikleri üstünde uzlaşmaya varılmış mı?
Bu sorulardan ailenin ne kadar önemli bir iş yüklendiğini anlıyoruz. Ailenin sorumlulukları başka hiçbir kuruma devredilemez. Aile toplumsal varlığın hücresidir; sağlıklı aileler toplum için sağlıklı geleceğin teminatıdır.
Çocukluğumuzu hatırlayıp bizim için nelerin önemli, nelerin önemsiz olduğunu düşünelim. Aklımızda neler kalmış bir bakalım; alınmayan oyuncaklar, hediyeler mi yoksa söylenmemiş duygular mı?