Pasif agresiflik, duyulduğunda bize korkutucu tehlikeli gibi gelse de aslında söylenmeyen sözlerin, ertelenen eylemlerin ve gölgede kalan öfkenin anlatısıdır. Bu tutum, bireylerim çatışma ve güç mücadelelerinde sessiz bir direnişle rol aldığı, aynı zamanda kendi iç dünyasında kaybolduğu bir dans gibidir.Psikoloji de pasif agresif davranışı her ekol farklı şekilde açıklasa da genel olarak bireyin açık bir şekilde ifade edemediği duygularını dolaylı yollarla dışavurması olarak tanımlar. Çoğu zaman, bu durum bireyin otorite figürleriyle veya yakın ilişkilerde yaşadığı baskılar ve aynalanamama sonucunda ortaya çıkar.
Pasif agresif bireyler genellikle:
• “Hayır” demekte zorlanır ancak söz verdiği işleri erteler ya da isteksizce yapar.
• Duygularını doğrudan ifade etmek yerine imalarla ya da sessizlikle karşılık verir.
• Eleştiriyle yüzleşmekten kaçınır, ancak alttan alta öfkesini hissettirir.
Bu davranışlar genellikle çoğu duygumuzdq olduğu gibi çocuklukta öğrenilen başa çıkma mekanizmalarına dayanır. Aşırı otoriter ya da duygusal ifadelerin hoş karşılanmadığı bir ailede büyüyen birey, öfkesini gizli yollarla ifade etmeyi öğrenir. Bu da yetişkinlikte pasif agresif bir kişilik yapısına dönüşebilir.
Yani pasif agresifi çocuklukta bastırılmış , aynalanamamış duyguların sessiz çığlıkları ve dünyada ki direnişleri olarak değerlendirebiliriz.
Edebiyatta da bunun bir çok örneği olan eser vardır. Edebiyatta pasif agresif karakterler çoğunlukla sessiz birer devrimcidir. Jane Austen’ın Gurur ve Önyargı eserindeki Elizabeth Bennet, toplumsal normlara karşı sessiz ama incelikli bir direnç gösterir. Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar adlı kitabındaki anlatıcı ise, iç dünyasındaki çelişkiler ve açık bir yüzleşmeden kaçınan tavırlarıyla pasif agresifliğin karanlık tarafını