Dilay

Dilay
@MihmanDilay
instagram: @anilarduslerdusunceler
10/10
·260 syf.··
2024 31. kitabı
Bu kitap doyurur, hatta hazmetmek için biraz zaman da ister. “Son Akşam Yemeği” tablosu gibi… Bir masanın etrafında on iki kişi (bir de varlığını bize arada gösteren on bir aylık bir bebek). Şükran günü için bir araya gelmiş, yaşları geçkin bir arkadaş grubu. (Burada “dost” demekten özellikle kaçındım. Hikaye boyu tüm samimiyetlerinin arkasında çok keskin sınırlar var çünkü.) Sadece içlerinden birisi henüz çok genç, Chloe, minik bebeğin annesi, masada eşinin dışında kimsenin tanımadığı kadın. (Ve hatta eşinin bile tanımadığı.) Kasım ayının oldukça soğuk bir cuma akşamı. Kar bastırdı bastıracak. Masada çok şey konuşulacak. Ama bizi en çok konuşulmayalar ilgilendirecek. Zihinden geçen “gerçek” düşünceler, birden hortlayan anlılar, travmalar, sorgulayışlar. En ilgi çekici yanı da her bölümün sonunda Tanrı bir konuşmacı olarak araya girecek. Bize masada oturan herkesin ölüm şekillerini anlatacak tek tek. Zamanda ileri geri sıçrarken çok güzel satırlar okuyacağız. Artık asla genç olamayacak olmanın yasını tutmak bana çok hüzünlü geliyor.
Ağır ÖlümNancy Huston · Sel Yayıncılık · 202163 okunma
Reklam
Puan vermedi·232 syf.··
2023 38. kitabı
Geç olsa da iyi ki tanıştım dediğim bir yazar. Storytele karşı başlangıçta ne kadar ön yargılıysam şimdi bir o kadar seviyorum. Eve sürekli kitap alıp okunmamışlar yığınını ha bire büyütmeyi sevmiyorum çünkü. Bir yandan fiziksel olarak okuma yaparken diğer yandan okumayı arzuladığım diğer kitapları dinlemek, daha çok yazarla daha hızlı tanışmak bulunmaz bir nimet şimdilerde. Yazarın kalemini çok sevdim. Dallarını her yöne uzatmaktan korkmayan bir ağaç gibi. Hem seçtiği konuların farklılığı hem dilin tüm tatlarını kullanıyor olması çok hoşuma gitti. Gerçi bazı yerlerde okura “sürpriz” niyetine yazılan satırlar var sanki, ama bunların hiçbirinde “aaa böyle miymiş, meğer bundan mıymış” demedim. Kitaba dair olumsuz sayılabilecek tek eleştirim bu sanırım. Okuyucuyu şaşırtmak için tasarlanıp asla şaşırtmayacak yerlerin oluşu. Ha, belki de asla öyle bir derdi yoktur yazarın da bana öyle gelmiştir. Günümüz yazarlarının, öykücülerinin bazılarının dilinde hissettiğim bir duygu var: Yaşanmışlıkların verdiği acıları aşamayışın yarattığı taptaze bir sızı. Ve bunun ağlayarak değil tam tersi kahkahaların arasında inceden yedirilerek verilmesi. Tüm öykülerde değil ama bazılarında, bu duygu çok yoğundu bende. Yazarın benzetmeleri de bana göre çok ustacaydı. Her seferinde bunu nasıl tam olarak buraya yerleştirmiş diye şaşırdım. Sözün özü, yazarla tanışmak isteyenler için uygun, öykü okumak isteyenler için uygun, gülümserken hüzünlenen o kalabalık güruh için epey uygun bir kitap. Ha bir de, madem sesli kitap dedim, kitaba sesini veren kişinin emeğini yadsımak hiç olmaz. Duygusunu her kelimeye hiç potluk bırakmayacak şekilde giydiren Deniz Yüce Başarır’ın hakkını vermek gerek.
Bavula SığmayanNermin Yıldırım · Hep Kitap · 20225,5bin okunma
6/10
·166 syf.··
2023 37. kitabı
Bitirdiğimde şunu düşündüm: “Bu kitaptan ne ummuştun?” Çünkü, gerek okuma sırasında gerek bitince ondan alacağımı düşündüğüm hiçbir şeyi almadığımı fark ettim. Bunu da kitabın esas konusunu aslında hiç araştırmayışıma ve ona kendimce bir anlam yükleyişime bağlıyorum. (Neden böyle bir şey yaptıysam?) Elbette tüm bunlar eserin kötü olduğunu değil, benim yanlış beklentilerle okuduğumu gösterir. Gelelim kitaba.. Bakışımızı, görsel sanatlar yolu ile sorgulatıyor bize Görme Biçimleri. İnanışlarımızın ve düşüncelerimizin görüşümüzü nasıl etkilediğini anlatıyor en temelde ve görme biçimlerimizin aslında bizi temsil ettiğini. Üçü tamamen görsellerden oluşan beş denemenin birinde -ki en sevdiğim bölüm oldu- kadının bir “nesne” olarak nasıl sunulduğunu açıklıyor farklı dönemlerdeki eserlerden yola çıkarak. Hele hele kadının da kendini bir erkek gibi “izlediği”ni anlattığı sayfalar var ki çok etkilendim. Sonraki görsellere ekleyeyim bu sayfaları. Denemelerin sonuncusunda günümüz reklam anlayışı ve insan psikolojisi üzerindeki etkilerine değiniliyor. Kitap bende daha çok bir ders kitabı izlenimi yarattı. (Ki üniversitelerde görsel sanatlarla ilgili bir bölümdeysen bu kitap zorunlu gibi bir şeymiş sanırım.) Kolay bir dili de yok. Bazı pasajları tekrar tekrar okumam gerekti. Kullanılan font da benim için göz yorucuydu. İlgilisi için keyifli okumalar.
Görme BiçimleriJohn Berger · Metis Yayıncılık · 20207,6bin okunma
7/10
·112 syf.··
2023 13. kitabı
Papalagi, yani göğü delen adam, yani biz, medeniyetler kuran, daha iyisine ulaşmak için dikey bir hızla durmamacasına hareket eden. İşte kabile reisi Tuiavii kitap boyunca bizim medeniyet dediğimiz şeylere belki de çoğumuzun şimdiye dek bakmadığı bir açıdan bakıyor, bazen şaşkınlıkla, bazen eleştirel. Okurken biz de kendimizi yeni bir pencereden izliyoruz. Bazen şaşkınlıkla, bazen eleştirel. Yaşadığımız evlerden tutun da, giydiklerimize, tükettiklerimize, para anlayışımıza, zaman ve Tanrı algımıza değin pek çok şey Tuiavii’nin dilinde sözcüklere dönüşüyor. Yine de ben, iki görüşünde savunuculuğunun doğru olduğu kanısında değilim. Medeniyet ve üretim, ilerleme, daha rahat bir hayatın anahtarlarından bazıları. Doğallık ve doğaya uyum, onunla birlikte var olma çabası da keza öyle. Yani ne çok geride ne insanlığını unutacak kadar ileride. Tam ortada bir yer tutturmak, gerekli olan. Akıcı, sayfa sayısı az, rahat okunan ve keyif alınacak bir eser.
Göğü Delen AdamErich Scheurmann · Ayrıntı Yayınları · 202017,1bin okunma
Puan vermedi·592 syf.··
2023 36. kitabı
Derdi olan bir kitap, okurken böyle düşünüp durdum. Körburun Adası. Çok güzel olmasa da kimsenin etkisinden kolay kolay kurtulamadığı bir kadını anımsatıyor bana. Seni içine çekiyor. Sonra kurtulmak istesen de görünmez bağlar buna müsade etmiyor. Hem şikayet ediyor hem onu geride bırakamıyorsun. Bir girdap gibi. Ne onunla ne onsuz. İşe Körburun’u anlatmakla başladım çünkü kitabın asıl karakteri o. Her şey orada başladı, orada bitti. Gerçekte varolmayan bu ada aslında Türkiye’nin bir minyatürü. Ülkenin yakın tarihine, diğerlerine nazaran pek de bilinmeyen bu adada yaşayan insanlar vasıtası ile tanık oluyoruz. 6-7 Eylül olayları, 27 Mayıs, 12 Eylül, ırkçılık, azınlıkların yaşadıkları, kitle psikolojisi vs. pek çok şey sindirilmiş bu adaya ve hikayeye. Elbette perdenin önünde pek çok karakter var bize konuşan. Her biri birer “tutunamayan” neredeyse. Ülkenin siyasi gündeminden bağımsız bir yaşamı olamayacak kadar şanssız olanlar. En çok kadınlara üzüldüm bu hikayede. En çok onlar mutlu olmayı hak etmişlerdi. Erkekler öyle ya da böyle yollarını buldular, kadınlar hep olduğu gibi yitip gittiler. Klasik bir kurgusu yok kitabın. 1960’lardan 1990’lara kadar uzanan zaman dilimde anlatılan üç kuşak var. Sıçramalarla ilerliyoruz. Bu da yazarın akıcı kalemiyle birleşince merak duygusunu inanılmaz körüklüyor. Yemek yerken, bulaşık yıkarken birdenbire aklınıza düşüyor Meral, Murat, Neriman. Hikaye -mektuplar hariç- üçüncü kişi ağzından anlatılıyor. Genelde böyle olduğunda, anlatan kişi objektif olur. Kahramanların neler yaptığını kameradan onları izleyen bir göz gibi anlatır ya, hah işte burada anlatıcının kendi duyguları da var. Bu çok hoşuma gitti. Sanki sahiden karşınızda oturmuş size anlatıyor gibi kızdığı yerlerde bazen küfür, sevdiği yerlerde şefkat sözcükleri
KörburunHikmet Hükümenoğlu · Can Yayınları · 20242,711 okunma
Reklam