"İşte böyle... Kırmızı gül bile yetişmeyen, kadınları oya işlemek istemeyen bir kasabada oturuyorduk. Bazı bahçelerde hemencecik geçen pembe güller olurdu. Güzel kokarlardı ama koparıp su dolu bir bardağa koymaya gelmezdi; hemen yapraklarını dökerlerdi."
Selçuk Baran'ın okuduğum üçüncü eseri oldu Tortu ve dürüst olmak gerekirse etkisinden hala çıkamadım, varoluşu küçük ve kaçkın olan o öteki insanların anlatımını anlatmasını çok seviyorum.
Tortu insanın içinde hep ukde kalan o hayatın bir parçası, Halim bizzati kendi hayatının ve ablasının hayatının tortusuna şahit, küçük bir kasabada ablasıyla kurduğu dostluğa sığınıyor Halim, ablasının evlenmesini bekliyor bütün aile, ablası ise gönlünü hiç olmayacak bir kişiye kaptırınca olaylar gelişiyor.
Bir yandan Halim fabrikada kardeşlik ve eşitlik uğruna tutkuyla düzeni, bir ağanın devrinin bir parçası olmayan Zekiye'yle yolu kesişiyor Halim'in, hayatı tepeden tırnağa değişiyor.
Bütün bir ömrü içten içe bir hayat tortusuyla geçiriyor, tıpkı hepimiz gibi.
Selçuk Baran'ın bütün hikayelerinin tek ciltte toplandığı Ceviz Ağacına Kar Yağıdı'yı almayı düşünüyorum, sırada okuyacağım Bir Solgun Adam var, herkese şiddetle tavsiye ediyorum.
"Dermanımı kesen düşüncelerin kurbanı oluyorum."
İlk kez Marguerite Duras okudum ve gerçekten çok sevdim, Yıkmak Diyor Kadın doğru bir başlangıç denebilir mi bilmiyorum, genelde Sevgili'yle başlamanın çok daha iyi olduğunu söylüyorlar.
Yıkmak Diyor Kadın çok farklı bir metin, adeta bir film, cümleler sanki birer sahne gibi zihinde beliriyor.
Bir orman köşesinde bir araya gelen bir grup insanın birbirleri ve hayatla olan ilişkilerini çoğunlukla diyaloglar halinde okuyoruz, sessiz bir bağ kuruyor bu insanlar hayatla ve kurdukları bağı adeta koparıp tekrar tekrar düğümlüyorlar.
Her hissin gözler önüne döküldüğü çok güçlü bir eser Yıkmak Diyor Kadın.