"gerçi insanın hakikatini bulunabileceğini sanmasam da pek
onu aramaya çıktığımı itiraf etmeliyim size sevgili okurlar günah çıkartır gibi
bir insanın günah çıkartırken bile söylediklerine inananlardan değilken
yazmak böyle bir şey belki de
hakikat diye bir şey olamayacağının bilinciyle
hakikatin öznellikte mi olduğunu
sorumlulukta mı
insanın en temel varlığının kayboluşuyla yitip gittiğini mi
toplumla senin yaratılışın oluşun arasındaki ipliklerde mi gerili durduğunu düpedüz özgürlükte mi olduğunu bilmeden"
Lahzen gencecik fidanlardan bir fidan, çocukluğu hep yarım, acının makul bir kader olarak tayin edildiği bir coğrafyanın insanlarından, ömrünü kendisi değil içindeki binlerce kadın, binlerce taş, binlerce kalan yaşıyor, Lahzen çağın tek şahidi. Yazıyor bu yüzden kalemini keskin bir kılıç belleyip, kalan her şeyin hesabını kesiyor, hayat iyi saatte olsunların tekerine kaçmışken Lahzen tarihin tozundan bir zerre oluyor, çağını yakıp yeniden doğuruyor. Günden güne yaşlanıyor Lahzen, her sabah genç bir kız kucağında kendi çocukluğunu alıp başlıyor güne, her gece saçları ak yüzü bulutlar gibi yaşamış bir kadın olarak uyuyor.
"ben ''lahzen'' kimim ve nasıl biriyim
hayatımın neresindeki yaşantıdayım sorarım kendime her gün
sen hangi bilinçtesin lahzen
hangi göklerin bulutlarından yağdın
bu çorağa böyle
son bilinç ölüm olacağına
ölüm anındaki bilincin bilinci yazılamayacağına göre
hangi kavşağındasın tinsel gerçekliğin
ben lahzen"