Adı:
Ölümsüz
Baskı tarihi:
Kasım 2016
Sayfa sayısı:
367
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755708270
Kitabın türü:
Çeviri:
Fulya Koçak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Vasili Vasilikos, 60'lı yıllarda Yunanistan'da gerçekleştirilmiş siyasi bir suikasttan yola çıkarak çok tanıdık ve evrensel bir hikâye kuruyor: Barışsever, silahlanma karşıtı, halkın sevgilisi bir milletvekili. Onu bir tehdit unsuru olarak gören ve ondan kurtulma planları yapan karanlık güçler. Karanlık güçlerin maşa olarak kullandığı sıradan insanlar, esnaf ve işçiler, o insanları örgütleyen devlet destekli yapılanmalar. Emniyet güçlerinin, askeri kuvvetlerin ve medyanın olayları manipüle etme ve bayağılaştırma döngüsü. Kaybettikleri kahramanlarını ölümsüzleştiren, onu unutmamaya yeminli bir halk. Bir avuç cesur ve ilkeli insanın savrulan tehditlere ve sunulan rüşvetlere rağmen gerçeği ortaya çıkarma mücadelesi...

Vasilikos'un Yunanistan'da ve Avrupa'da yüz binler satan, Costa-Gavras tarafından Z adıyla beyazperdeye aktarılıp pek çok uluslararası ödüle layık görülmüş unutulmaz eseri Ölümsüz, yayınlanışının 50. yılında bu kez Yunanca aslından çevirisiyle okurla buluşuyor. Hikâyesi oldukça tanıdık gelecek bu eser, aradan geçen yarım yüzyıla rağmen, barışseverlerin karanlık güçler tarafından hedef alınmaya devam ettiği günümüzde de güncelliğinden hiçbir şey yitirmeden, ölümsüz bir başyapıt olma niteliğini koruyor.
367 syf.
·8/10
Ege’nin iki yakası asla bir araya gelememiştir. Tarihsel birliktelik bir yana ortak bir coğrafyada yaşadığımız gerçeğini asla kabul edemedi iki millette. Oysa çok benzer insanlarız dilimiz inanç sistemlerimiz farklı olsa bile. Ortak bir kültürel mirasın üzerinde oturuyoruz. Biz oradayız onlar burada aslında. Birlikte olmayı bir türlü başaramasak da demografik yapımız aynı. Siyasi çalkantılarımız, toplumsal yargılarımız, öfkemiz, sevincimiz, yendiğimiz içtiğimiz aynı. Politika bile aynı şekilde yapılıyor ve yaşanıyor her iki ülkede de. Takım tutar gibi parti tutuyor, komünist düzeni öcü gibi görüyor, komünist manifestoya inanları da terörist ve ya anarşist olarak nitelendiriyoruz. Vatan, millet Sakarya söylemi üç aşağı beş yukarı aynı. Aynı dokuyu pek çok romanda okumak mümkün aslında film de oyunda ve kahvede. Taverna kültüründe aynı açmazlar yaşanıyor meyhaneler aynı.
Bütün bunlar elbette görülüyor da görmezden geliniyor. Türkler Mars’tan Yunanlılar Venüs’ten sanki. Roman bu minvalde bir siyasi çalkantı dönemini anlatıyor. Üstelik gerçek bir öykü. Kurgu da kullanılan isimler ve yerler biraz değiştirilip yazılmış bir roman. Öykü bir dönemde geçtiği için o döneme ait tüm unsurları bulmak mümkün bu kitapta. Ama en çok siyasi ve kirli oyunları oluyorsunuz. Süreçleri okuyorsunuz. Ve kelimelerin bir olayı anlatmak için nasıl manipüle edildiğini görüyorsunuz. Bakış açısının insan çıkarları için nasıl değiştiğini, gücü elinde bulunduranların bu erki devam ettirme isteklerini ve tüm enstrumanları bu yolda nasıl kullandığını hayret ve şaşkınlıkla okuyorsunuz. Aslında çok şaşılacak bir durum olmadığını biliyorsunuz. Bu tür olaylar her zaman tarihin her döneminde yaşandı ve yaşanmaya devam edecek. Şaşılacak bir şey yok elbette ama iki yakası bir araya gelememiş iki deniz kıyısı Akdeniz ülkesinin bu kadar uzak yaşaması şaşırtıyor insanı.
Bir suikast öncesi suikast sırası ve sonrasında yaşanan tüm olaylar; kişiler gözünden aktarılmış bir yalın dille. Arada hesaba çekilen her taraf kendine göre haklı sebepler bulmuş tabii. Ama ölüm bir gerçek ve bunu yaşayan tek bir taraf var geride kalan:
“Ölüler konuşmaz. Ölümün güzelliğini kuşanmış halde, onca tomurcuğuyla hiçbir ilkbaharın bize açıklayamayacağı sırları da yanlarına alıp giderler. Buz tutmuş kemiklerin üzerine gelip oturan tuz gibi, keşfedilecek olup da keşfedilmeden kalan şeylere, dilenmeye yetişilemeyen özürlere, muhtıralar ve savunmalara, tutanaklara, olay yorumlarına gebedir dünya.
Ölüler tarihin nasıl oluştuğunu bilmez. Kanlarıyla tarihi sular ama ölümlerinden sonra neler olduğunu asla öğrenemezler. Kendilerini kurban ettiklerinin farkında olmazlar ve bu onları daha da güzelleştirir. İlk hristiyanlar neden kendilerini kurban ettiklerini bilirdi. Bile bile şehit olmaya giderlerdi. Ama bugün sağduyuya inanırken birinin kalıp kendini bile bile kurban ettiği söylenebilir mi? Kim haksızlıkla adaletin bir arada yürümesi gerektiğini ne zaman söylemiş? Yoksullukla zenginliğini? Savaşla barışın? Bunu kimse söylememiş olsa bile görünen o ki çok, pek çok kişi günlük davranışları ve sözleriyle bu görüşü desteklemektedir.
Daha iyi hastahanelerin acıları azalttığını da biliyordu. Bir başka düzenlemeyle çağımızın çözülmesi zor sorunlarının basitleştirilebileceğini biliyordu. Bir mermi bir kilo süt fiyatınaysa ve bir denizaltı maliyetiyle tüm bir ulusu besleyebiliyorsan- hem de çok iyi besleyebiliyorsan- bir yerlerde bir mantıksızlık olmalıydı.”
Gerçeküstü bir anlatımla ruhun bedenden ayrıldığı anların bile anlatıldığı romanda; en çok öldürülenin eşinin içinde yaşadığı o duygusal zamanları anlatışı muhteşemdi. O derin suskunluğu ve içindeki suçlayan affeden ikircikli gidiş gelişi okumak çok buruk olsa da güzeldi. Yunan bir yazarın bu ülkede yani Türkiye de yaşasa yine aynı şekilde yazacağı bu roman çok keyifliydi. Bir tek eleştiri sunmak istiyorum isimler. Yazar bilerek mi yapmış yoksa bu isimler kültürel bir anlam mı ifade ediyor bilemedim ama kim kimdi diye çok zorlandım. Çok benzer isimler kullanmış. Yorgos ve vangos gibi.
Keyifli okumalar!
“Bir başka cellat tarafından idama götürülen ve birden elindeki mahkûmlara yaptığı tüm işkenceler gözünün önüne gelen bir celladın çelişkisini yaşıyordu.”
“Ortak yönleri ne, biliyor musunuz? Korkmuyorlar. Yiğit delikanlılar oldukları için değil. Hayır. Polisin kendilerinden yana olduğunu bildikleri için.”
“Aşağıda uluyan bu aç, kemik torbası, hasta aslanlar nasıl olup da barışa karşı açlık ve sefaletten yana bağırabiliyordu?”
“Benim yalnızca acı çeken bir insan olarak var olmamın büyük bir bencillik olduğunu söyleyerek beni suçluyorsun.”
“Tren çılgınca ilerliyordu. Bu büyük olayın üzerine fermuar çeker gibi ovaları ve dağları geçiyordu.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ölümsüz
Baskı tarihi:
Kasım 2016
Sayfa sayısı:
367
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755708270
Kitabın türü:
Çeviri:
Fulya Koçak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Vasili Vasilikos, 60'lı yıllarda Yunanistan'da gerçekleştirilmiş siyasi bir suikasttan yola çıkarak çok tanıdık ve evrensel bir hikâye kuruyor: Barışsever, silahlanma karşıtı, halkın sevgilisi bir milletvekili. Onu bir tehdit unsuru olarak gören ve ondan kurtulma planları yapan karanlık güçler. Karanlık güçlerin maşa olarak kullandığı sıradan insanlar, esnaf ve işçiler, o insanları örgütleyen devlet destekli yapılanmalar. Emniyet güçlerinin, askeri kuvvetlerin ve medyanın olayları manipüle etme ve bayağılaştırma döngüsü. Kaybettikleri kahramanlarını ölümsüzleştiren, onu unutmamaya yeminli bir halk. Bir avuç cesur ve ilkeli insanın savrulan tehditlere ve sunulan rüşvetlere rağmen gerçeği ortaya çıkarma mücadelesi...

Vasilikos'un Yunanistan'da ve Avrupa'da yüz binler satan, Costa-Gavras tarafından Z adıyla beyazperdeye aktarılıp pek çok uluslararası ödüle layık görülmüş unutulmaz eseri Ölümsüz, yayınlanışının 50. yılında bu kez Yunanca aslından çevirisiyle okurla buluşuyor. Hikâyesi oldukça tanıdık gelecek bu eser, aradan geçen yarım yüzyıla rağmen, barışseverlerin karanlık güçler tarafından hedef alınmaya devam ettiği günümüzde de güncelliğinden hiçbir şey yitirmeden, ölümsüz bir başyapıt olma niteliğini koruyor.

Kitabı okuyanlar 6 okur

  • Damla Şahin
  • Gülşah Cansever
  • Ömer aydemir
  • Ferdi
  • Zafer
  • Baransel Gülten

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25 (1)
9
%0
8
%75 (3)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0