"Hepimiz hayattan intikam almanın ve varoluşumuzu çekilebilir hale getirmenin bir yolunu buluyoruz."
Yıl 1979, İran'da kanlı bir devrim gerçekleşiyor, İslam Cumhuriyeti şeriatın bütün geri kalmış, çürümüş ve insanlık dışı şartlarıyla doğuyor, pek bir süre geçmeden düzenin kötülüğü İran-Irak savaşını harlıyor.
Masume işte böyle bir şarttan doğan ailesinin genç kızı, ailesinin onun için istediği tek şey evlenmesi ve çocuk doğurması, dinine ve kocasına sadık bir köle olması.
Masume'nin kaderi Sait'e aşık olunca yıkılıyor adeta, abileri onun bir erkekle görünce hayatı zindan oluyor, babası ona güvenirken abilerinin safhına geçiyor adeta.
Bir gün bir görücü geliyor ve Masume gelin oluyor, bilmediği bir adamla hayatını birleştirmesini istiyorlar. Bu adam, Hamit, bir komünist, ailesinin tek beklentisi Masume'nin Hamit'i düzenli ve kontrol edilebilir bir aile hayatının içine almak, Masume ve Hamit'in ilişkisi Masume'nin gelenekselliği ekseninde Hamit'in onu yargılamasıyla gelişiyor.
Bir kadının tek başına kendine ait bir hayata sahip olma arzusu karşısında ilk öz ailesinin, çevresinin ve hatta koca bir ülkenin nasıl duvar çıktığı görüyoruz. Okurken yazarın çok daha iyi bir iş çıkarmasını beklemek haksızlık olur çünkü anlatılanın ağırlığı çok kırıcı. Herkese şiddetle tavsiye ediyorum.
"Kim yenildi? Kodamanların yenilgisi başka, aşağıdakilerin yenilgisi başkadır, hiç uymaz birbirine. Hatta bazen yenilgi aşağıdakiler için zafer bile sayılır; yitirilen tek şey onurdur."
İlk kez Bertolt Brecht okudum ve gerçekten çok sevdim, bu oyunu okurken Wolfgang Borchert'in başyapıtı Kapıların Dışında'yı anımsadım.
Brecht 2. Dünya savaşı sürecine girilirken kaleme almış eserini, dönem olarak 30 Yıl savaşlarında geçiyor olsa da herhangi bir fark ne zaman, ne coğrafya, ne millet, ne de uğruna savaşılan din gözetmeksizin savaşın alt tabaka ve üst tabaka için ne olduğunu anlatmış.
Bürokratlar için savaş bir meşkaleden farksızken yoksullar için savaş yok oluşun kanın damla damla akıtılarak gerçekleştirilmesinden başka bir şey değildir.
Cesaret Ana savaş süresince cepheden cepheye evlatlarıyla beraber tabiri caizse tüccarlık yaparak geçinen ve savaşın seyrini elinde olsa rüzgarı kontrol ederek istediği noktaya getirilmesini bekler, pek çok yönden de beklediği gibi olur, Virginia Woolf Bir Hava Taarruzu Sırasında Barış Üzerine Düşünceler kitabında savaşın erkeklerin dünyasında içlerindeki Hitlerizm idealini bastırıp yaratıcı bir düşünce ve telafi verilmesi gerektiğini söylüyor, savaşın pek çok açıdan erkek egemen zihnin destansı şan aracı olduğu ortada, ama bunun bir idealle değişebileceği düşüncesine katılmak istesem bile bana pek inandırıcı gelmiyor, eşitlik ilkesinde varoluşumuzla beraber yaratıcı güç, idealizm, hatta hayatın telafisi hepimizin içinde var fakat bunun baskılanması, baskılanmasına izin verilmesi, hatta bunun tercih edilmesi 21. Yüzyılın gerçeği olmuş vaziyette.
Kısaca ben bu eseri çok beğendim, herkese şiddetle tavsiye ederim.
"Çok uzak, derin bir uğultu dünyanın ortasına doğru soluklanıyordu."
Yaşar Kemal'i ne kadar sevdiğimi biliyorsunuz, onu okurken çoğunlukla her şeyin mümkün olabileceği bir anın içine sığınıyorum.
Ağrıdağı Efsanesi halk edebiyatının en önemli örneklerinden biri kanımca, pastoral adeta küçük bir masal diyarının içine çekiyor sizi, tabi masal diyarı deyince aklınıza hemen öyle toz pembe şeyler gelmesin, Anadolu diyarı diyelim en iyisi.
Ahmet bir sabah evinin önünde bir at bulur, at heybetli ve eşsizdir. Geleneğe göre sahinini seçmiştir. Atı sahiplenen Mahmut Paşa Ahmet'e atı vermesi için türlü oyun çevirecektir fakat Ahmet'i töresinden döndüremeyecektir.
Paşanın güzeller güzeli kızı Gülbahar zindana düşen Ahmet için her türlü fedakarlığa göğüs gerecektir.
Kendisine yardım eden zindancıbaşı Memo'nun yardımını alacaktır, aşkın ne töresinde ne de yöresinde engel yoktur onlar için.
Olaylar böyle böyle derken benim pek tahmin edemediğim bir son oldu, çok öfkelendiğim ve sorguladığım bir eser herkese şiddetle tavsiye ediyorum.
"Fakat düşündüklerimi, daha doğrusu hissettiklerimi aynen dile getirme alışkanlığım var, biliyorsunuz. İnsanların verdiği hükümlerde çoğu zaman yanılsamanın, modanın, birtakım kaprislerin etkili olduğundan şüpheleniyorum. Bense doğaya uygun şekilde konuştum. İçimdeki doğa fazlasıyla kusurlu olabilir. Fakat çoğu insan doğaya zaman zaman kulak vermiyor da olabilir. "
Safdil bir Huron Kızılderilisi, üst sınıf tarafından 'medenileştiriliyor'. Değerli bir mensubu oluyor adeta toplumun, toplum onu değiştiriyor o toplumu başkalaştırıyor. Dönemin Fransa'sını yerden yere vuruyor Voltaire bu eserinde, bürokrasiden dine, ahlaktan yargılara pek çok konuda yozlaşmayı gözler önüne seriyor. Safdil mensubu olduğu toplumda aşkı buluyor, aşkının peşinde hem sevdiği kadın hem de kendisi sürükleniyor. Medeniyete kavuşan Safdil'in toplumun yenilmez bir neferi oluyor zamanla.
Herkese şiddetle tavsiye ediyorum, mükemmel bir hiciv.