Bugün Cengiz Aytomov’un en çok bilinen ve okunan eserlerinden biri olan “Gün Olur Asra Bedel” adlı romanını yorumlayacağız. 45 yıl önce kaleme alınan bu roman SARI ÖZBEK BOZKIRI diye anılan bir yerde, BORANLI TREN İSTASYONU’nda başlar.
Kitabın baş karekterlerinden YEDİGEY’in, yakın dostu KAZANGAP’ın cenazesini ANA BEYİT mezarlığına götürme yolculuğu ile romana başlıyoruz. Kitap yazarın sunduğu kurgu itibariyle okura bu yolculukta bir günü anlatıyor bizlere. Fakat kitapla bağlantılı olan hikayelerin öyküsünü de okuyoruz bir yandan. Bu öyküleri okurken kafa karışıklığı yaratmayacak şekilde, geçmiş ve şimdiki zaman arasında bir köprü vazifesi de yapıyor diyebiliriz.
Kitapta geçen öyküler için birer başlık açmak gerekiyor.
İlk olarak Nayman Ana hikayesini ele alalım. Oğlunu arayan, ölüsünü ya da dirisini bulmak isteyen bir annenin hikayesini okuyoruz. Aytmatov okurlarına evlat özleminle yaşayan bir annenin çaresizliğini, mücadelesini etkileyici bir dille anlatıyor. Kayıp bir evlat yerine, mezarı belli olan evladın özlemini ve arzusunu ustaca yansıtmış.
Bu satırları okurken MATRUKLAŞMA diye bir kavram çıkıyor karşımıza. Dönemin siyasi oluşumları önce kişilerin kafalarını kazıyarak, sonrasında ise deve derisi geçirerek güneş altında bırakır. Deri güneşte küçüldükçe, kafaları sıkışır ve aklının yitirmesine neden olur. Bunun sonunda da MATRUKLAŞMA meydana gelir.
Daha sonra ise Nayman Ana’nın oğlunu bulması ve ona kendisini anlatma ve hatırlatma çabasını okuyoruz. Hikayenin sonu ise yıkıcı, şaşırtıcı ve hüzünlü bir şekilde bitiyor.
Kuttubayev Abutalip
Abutalip ve eşi Zaripa kitapta beni en çok etkileyen iki karekter oldu. İki çocuk sahibi olan Abutalip’in, dönemin siyasi ikliminden ötürü çok sevdiği öğretmenlik mesleğinden uzaklaştırılmasını okuyoruz. Buna bağlı gelişen