Bir şarkı büyütüyorum, ömrüme benzeyen
sabah kadar uçuk, akşam kadar acı
rengi dört mevsimin uyumsuz karışımı
acemi bir şarkı...
umuda ve gerçeğe böyle katlanıyorum...
#46390916
Sanırım bu serinin beni en etkilemiş olan kitabı.
Proust genel olarak tüm seride yaptığı psikolojik çözümlemelerini bu kitapta tam olarak hissettiriyor.
Kaybettiği sevgili Albertinesinin yokluğu, bıraktığı boşluk, yaşadığı acı ve bununla birlikte eşlik eden vicdan azabı...
Duygular o kadar yoğun ve gerçekçi aktarılmış ki yazarla birlikte ben de Albertineyi kaybetmiş kadar oldum...
“Öleceğimiz düşüncesi, ölmekten daha korkunçtur, ama en korkuncu, bir başkasının öldüğü düşüncesidir;”
"Onsuz yaşamak, eve dönüp onu bulamamak, onun içeride olmadığını bilerek odasının önünden geçmek, ona iyi geceler dilemeden yatmak..."
Anıları tekrar tekrar yaşamak, geçmişe dönmek, Albertine'nin o yokken neler yaptığını hayal etmek ile uzun bir zaman geçiriyor yazar ve belirtiyor: “Bir acı, sonuna kadar yaşanmadıkça geçmez.” diye o da sonuna kadar yaşıyor bu acıyı ve en sonunda acıyı zamana gömerek ve artık yokluğa alışarak "Artık sana aşık değilim" diyerek başarıyor yazar içine düştüğü bu karanlık dünyadan kurtulmayı...
Albertine KayıpMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 20252,795 okunma
“Kendi benliğimin bilincinde olmaya bir an bile ara vermemiş, dinlenmemiştim demek ki. İnsan bedenleri işte bu yüzden, geçmişin her saatini içlerinde barındırdıkları için kendilerini sevenlere bunca zarar verme gücüne sahiptirler;”
“Ben diyorum ki, sanatın acımasız yasası uyarınca, insanların, kendimizin, ıstırabın her türünü tattıktan sonra ölmesi gerekir ki, unutuşun değil, ebedî hayatın çimleri, verimli eserlerin gür otları uzasın, gelecek nesiller neşe içinde, altında uyuyanlara aldırmadan gelip "kırda yemek"lerini yiyebilsinler.”