Yav köy dedikodusuna ne kadar açmışsın be adam... Şehirden kırsala insan kafa dinlemeye gelir ama yok, inatla her gece zavallı Bayan Dean'e iki ailenin travmatik hikayesini, en ince detaylarıyla anlattırdın ya, helal olsun. Biraz "Neden hikayeyle hiç alakası olmayan, kişiliği hakkında bile yeterince bilgiye sahip olmadığım bir karakterin bakış açısından dinliyorum bu hikayeyi?" diye düşünmedim değil. Yazar tabii ki bizi gözlemci yerine koymak da istemiş olabilir ama tanrısal bakış açısı da bunun için ya? Dört yüz sayfa bekledim, hadi bakalım bu bakış açısında olduğumuz karakterin nasıl bir katkısı olacak kitaba diye, tırt. Buna zamanında kim "dünyanın gelmiş gelmiş en büyük aşk romanı" yakıştırmasını yapmış onu da anlayamadım ama şunu diyebilirim ki böyle bir beklentiyle kitaba girişecekler büyük hayal kırıklığına uğrayacaktır. Uğultulu Tepeler bir nefret, hırs ve insanı gençliği boyunca besleyen bu ateşli hislerin ölüme yaklaştıkça nasıl parçalandığının hikayesidir bence. Bu kadar güzel bir konu; özdeşleşmesi zor karakterler ve (belki de çağ ve kültür farkından) anlamlandırmakta zorlandığım olay örgüleriyle ne kadar da kirletilmiş. Beğenemedim.