II. Dünya savaşı sırasında Nazi Almanya'sında Auschwitz toplama kampı yakınlarında savaşın, ideolojinin masumiyeti nasıl yok ettiğini anlatan kısa fakat derin anlamlar taşıyan trajik sonlu bir roman.
Nazilerin, Yahudilere uyguladığı ve "Holokost" adı verilen soykırım dönemi bir çocuğun gözünden detaylara girilmeden veriliyor.
Nazi subayın oğlu Bruno ve toplama kampında ailesinden ülkelerin ideolojik çıkarları doğrultusunda koparılan Yahudi çocuk Shmuel...
Bruno hiç bir şeyi anlayamıyor, sadece Berlin dönüşü yeni geldikleri Auschwitz'de kendisine oyun oynayabileceği bir arkadaş istiyor ve en çok seni seviyorum dediği Shmuel ile tanışıyor.
Ayrılmalarına ramak kala akıllarına bir fikir geliyor fakat ikisinin sonu da gaz odasında zehirlenerek ölmek oluyor.
Savaşların yok ettiği belki de masumiyettir...
Irazca, Haçca, Kara Bayram, Haceli, muhtar Cımbıldak Hüsnü kahramanlar ve konuşmaları yurdum insanı.
Hepsi çok tanıdık. Konuşmalar, olaylar insan doğasında yer alan kötülük, hırs gibi habis duyguları açık açık yaşatıyor.
Yoksulun sahipsiz oluşu ve susturluşu, haksızlıkların tepesine yağmur gibi yağışı, zenginin ise arkalı ve hep haklı oluşu öyle güzel anlatılmış ki...
İki kez filmi çekilmiş karekterlerin konuşmalarından dönem oyuncularını kafanızda tek tek yerleştiriyorsunuz.
Fakir Baykurt'un iki kitabını okudum ve anladım ki Anadolu insanını, dilini, yaşananları çok iyi gözlemlemiş ve okuyucuya hissettirecek aktaran bir yazar.
Keyifli okumalar dilerim.