Dört ciltten oluşan , iki bin sayfanın üzerinde bir eseri okuduktan sonra inceleme yazmamak olmazdı.
İNCE MEMED, okuyucunun hafızasında uzun zaman yer edinecek bir soylu eşkıyanın öyküsü. Köroğluvari bir eşkıya: davranışlarıyla, erdemli duruşuyla, öç alma tutkusuyla hatta atıyla... Bu anlamda eseri bir karakter romanı olarak değerlendiren eleştirmenlerin tespiti isabetlidir.
“Önce içindeki, yüreğindeki zinciri kopar, başkaldır. Sonra dünyanın bütün zincirlerini kır, tekmil kötülüklere başkaldır, iyilik getir. (4. Cilt,Sayfa 349)”
İşte kahramanımızın yegane amacı bu: BAŞKALDIRI!
Neye karşı?
Zulme, zulmedene.
Kim bu zalimler?
Cumhuriyet devrinde, hızla burjuvalaşan tarımda, Çukurova’nın bereketli topraklarını parselleyen, köylüyü insan yerine koymayan -yazarın ifadesiyle b... böceği gibi gören-, gittikçe semiren ağalar, buna göz yuman hatta iş birlikçi olan sistem (kaymakamından valisine, jandarmasına hatta milletvekiline kadar)
Aslında eserin birinci cildinde İnce Memed, yaşadığı köyün ağası Abdi’nin zulmüne karşı bireysel bir başkaldırı içindedir. Yeşilçam tadında olaylar... Fakat diğer ciltlerde bu bireysel başkaldırı tüm ezilenleri temsil eder. Karakterimiz Marksist bir reformcu ve düşünür kimliğine bürünür. Köylüye toprağını dağıtır. Zenginden alır fakire verir.
İşte bu minval üzere maceralarını okuduğumuz bir avuç adamdır İne Memed. Öyle pala bıyıklı, pehlivan görünümlü de değildir. Onu ilk gören efsane İnce de bu muymuş diye dudak büker, konduramaz ona eşkıyalığı. Safi yürektir ama. Hele bir de gözbebeklerine o iğne ucu gibi pırıltı gelip yerleşince korksun ağalar, paşalar, zalimler.
Bu yüreğin peşine takılan okuyucu Çukurova’da, Anavarza’da, Toros’larda ayak basmadık toprak, çıkılmadık sarp kaya, girilmedik mağara bırakmaz. Onunla girer