"Evi de anlatsana," dedi Lennie yalvaran bir sesle.
"Anlatayım bak. Küçük bir evimiz olacak, ama herkesin de kendi odası olacak. Dökme demirden küçük sobamız bütün kış yanacak. Toprağımız çok büyük olmayacağı için ekip biçmek çok yorucu olmayacak bizim için. Günde altı, en fazla yedi saat çalışırız işte. Günde on bir saat arpa yüklemek zorunda kalmayız. Kendi ektiğimiz ürünü kendimiz biçeriz, böylece ürün de bizim olur. Toprağımızda ne yetiştiğini bilir, onları ekip yetiştirir, karnımızı böyle doyururuz."
"Peki ya tavşanlar?" dedi Lennie sabırsızlıkla. "Onlara ben bakacağım. Bunu nasıl yapacağımı anlatsana George."
"Tamam. Sırtına bir çuval yüklenip yonca tarlasına gideceksin. Çuvalı yoncayla dolduracaksın. Sonra da o yoncaları tavşan kafeslerine dağıtacaksın."
"Onlar da yoncaları kemirip duracaklar," dedi Lennie. "Ben nasıl yonca yediklerini görmüştüm. Kemiriyorlar otu."
"Hemen hemen altı ayda bir doğurur onlar, böylece hem yemek hem de satmak için bir sürü tavşanımız olur," diye konuşmaya devam etti George. "Yel değirmeninin etrafında uça- cak birkaç güvercinimiz de olacak, çocukken görmüştüm ben onlardan." Lennie'nin arkasındaki duvara baktı kendinden geçmiş bir halde. "Ve işte o toprak bizim toprağımız olacak. Kimse kovamayacak oradan bizi. Sevmediğimiz biri gelirse 'Defol git buradan' diyeceğiz, o da çekip gitmek zorunda kalacak. Bir arkadaşımız geldiğinde de 'Kalsana bu gece burada' diyeceğiz ve ona fazladan koyduğumuz yatağı vereceğiz, o da bizimle birlikte kalacak o gece. Bir av köpeğimiz birkaç da tekir kedimiz olacak, tabii sen kedilere göz kulak olacaksın ki yavru tavşanları haklamasınlar."