*Daha hiç kendimiz olamamışken, başkaları olmayı sindirdik içimize.
Kirkendik; lekelendik iliklerimize kadar.
Öylesine sindirildik ki, korkuyoruz konuşmaya bile.
Ya da belki en çok konuşmaktan korkuyoruz.
En çok, bizi kalbimizden vuracak kelimelerden korkuyoruz belki de.
Duyacağımız her anlamlı sesin bizi derin bir sarsıntıya sevkedeceğini biliyoruz.
Bildiklerimizden kaçabilecek durumda değiliz.
Kıpırdayabilecek durumda değiliz.
Filizlenmiş bütün güzellikleri sıra sıra ateşe verdik.
Kendimizi tükettik.
Artık yola devam edemiyoruz.
Ertelenmiş gibiyiz.
Oysa geleceğimizi çürütüyor katran kazanları kaynatan bugünlerimiz.
Zamanın ardında çırılçıplak bir yalnızlık bekliyor bizi.
Gözümüzün önünde cereyan eden bu çoraklaşmanın farkında değiliz.
Her yeri saran bir çürümeye karşı, içimizden gelmeyen bir suskunluğu çoğaltarak…
Kuruyor, dökülüyoruz.
Günahlarımız alnımızda yazıyor.
Sonumuz gözlerimizden okunuyor.
Bitiyoruz.
Yollarımız düğümlendi.
Nefeslerimiz şaibeli..
Nasıl ve nerede biteceği belirsiz geceler yaşıyorum. Biri bir laf ediyor ve birden kendimi sokakta yürür buluyorum. Hızlı ve öfkeli adımlarla, zifiri karanlıkta, cebimde ne anahtar ne telefon, geri dönmemek üzere, hiçbir yere hiçbir yaşantıya dönmemek üzere. Kime neden öfkelendiğimi hatırlamıyorum, uzun uzun yürüyüp deniz kıyısında bir banka oturuyorum, gözlerimi denizin karanlığına dikip kendi öfkemi düşünüyorum, ertesi günü ve geceyi. Gidebileceğim hiçbir yer yok. Sadece artık anahtarı cebimde olmayan kendi evime dönüp zili çalabilirim. Başka hiçbir adres, hiçbir telefon yok aklımda. Cebimde biraz para. Tanımadığım bir semte gidip parklarında yatabilirim, sokaklarında dolaşabilirim. Ama ne için? Dolaşmaya ve yatıp uyumaya bile anlam veremedim bir an. Bir odaya kapanıp hiç kimseyi günlerce görmemeyi, ömrümü orada tüketmeyi düşünmüş olan ben şimdi açıkta, bu parkın orta yerinde öylece duruyordum. Gideceğim hiçbir yer kalmamıştı. Birazdan şafak sökmeye başlayacak ve yavaş yavaş insanlarla dolacaktı park. Belki önce çöp toplayanlar, çöpçüler, sonra işe gitmek için parktan geçecek olanlar veya spor yapmaya, köpeklerini gezdirmeye çıkanlar. Kimseye bakmamalıydım, sanki henüz o anda o banka oturmuş gibi durmalıydım orada, kimse anlamamalıydı hep orada kalacağımı, her an kalkacak gibi durmalı, yokmuşum gibi, tesadüfen oturmuşum gibi bir yüz ifadesiyle.
Sayfa 26 - Sel Yayıncılık - Birinci Baskı: Mayıs, 2018
Emirdağ lahikası, 21. mektubunda şöyle bir cümle geçer.
“Zarara kendi razı olanın lehinde bakılmaz. Ona şefkat edip acınmaz."
Dilek değil de size bu cümleyi bırakayım. İlerde, kendinizi avutmaya çalışırken ihtiyacınız olacak. (: