Hiçbir derste öğrenmedim, hiçbir kitapta okumadım, hiçbir filmde görmedim; ah ne kadar da güzelmiş aşığın maşuğun uyuyuşunu doya doya seyretmesi, ey melek.
"Kimsesiz çocuklar gibi bırakılmış, yaşlı insanlar gibi görmüş geçirmişiz; kabayız, üzgünüz, satıhrayız...galiba mahvolmuşuz." (S.107)
Savaş karşıtı çok fazla kitap okuyunca bu kitap "ortalamadan iyiye yakın" sınıfında kalıyor :) Bir "Johnny Silahını Kaptı" değil yani!
19 yaşında 1. Dünya Savaşı için Fransız sınırında Almanya uğruna savaşan Paul'un ağzından savaşın acımasızlığını, vahşetin normalleşmesini okuyoruz. Asıl güzel yanı bu olağanüstü acımasızlığı olabildiğince dümdüz anlatıyor olması. Filmini daha önce izlemiştim ve yine kitapla film arasında bir bağ kuramadım. Bence kitabın duygusu çok daha derin.
Behçet Necatigil'in çevirisine ayrıca bayıldığımı söylemem lazım, muazzam bir iş çıkarmış.
İlgilisine tavsiyemdir. Keyifli okumalar dilerim.
Harun Reşid, pek akıllı nedimi Behlül'e; "Gel, insan içine gir de, halk senin irfanından faydalansın!"diye bir teklifte bulunmuş. Behlül;"Hele bir danışayım." diye dışarı çıkmış ve helâya girmiş. Bir müddet sonra Harun'a; "Danıştım müsaade etmiyorlar!" demiş. Harun; "Kim müsaade etmiyor?" diye sorunca, Behlül;"Helâdakiler!" cevabını vermiş. Harun'un, "Ne diyorlar?" sorusuna da, " 'Biz nefis yemeklerdik; insanın içine girdik de böyle olduk! Sakın insan içine girme; sen de bizim gibi olursun!' diyorlar" cevabını vermiş.