14 . BÖLÜM - UZAKTAN TANIŞMA
Doğu, sabahın serinliğinde ıslak toprağa ilk adımını atarken, elindeki çuvala dal düşürmenin yolunu öğrenmeye başlamıştı artık. Fındık, başta sandığı kadar basit değildi. Her ağacın huyu vardı sanki. Kimisi eğilerek verirdi fındığını, kimisi inatla saklardı yaprakların arasında.
Sebahat abla bir köşede bağırıyordu:
“Topladığınız yere çok iyi bakın çocuklar, boş çuval dolmaz!”
Harun o sabah erkenden ayaktaydı. Babasını ikna etmek için yaptığı konuşmalar nihayet işe yaramıştı. Hüseyin Bey, her ne kadar işçilerin çoğu işi hallettiğini düşünse de, Harun’un “onlarla iç içe olmak istiyorum” ısrarına boyun eğmişti. Böylece yeniden yola koyulmuşlardı. Arabada Karadeniz’in kıvrak kemençesi, horon ritmiyle yankılanıyordu. Harun’un içi içine sığmıyor, camdan dışarı bakarken bir an önce Doğu’yu görmek istiyordu.
Yan koltukta oturan Deniz ise sessizdi. Ama içindeki kıpırtı gözlerinden belliydi. Bu sefer yeşil bir üst giymişti, siyah kumaş pantolonu şıklığını tamamlıyordu. Gözleriyle uyumlu güneş gözlüğünü saçlarının üstüne iliştirmişti. Düz saçlarının bir kısmı ince bir örgüyle sol omzuna düşüyordu. Kalbi, Doğu’yu tekrar göreceği düşüncesiyle hafif hafif çarpıyordu.
Evde kalan Yaren, Gülay ve anneleri Meryem Hanım, ineklerin bakımına kalmıştı. Sabah ahırdan gelen sesler, evin arka bahçesini doldururken, Harun, Hüseyin Bey ve Deniz çoktan yoldaydı.
Fındık bahçesine vardıklarında, işçiler ellerinde çuvallarla çalışmaya başlamıştı bile. Harun, Doğu’yu görür görmez hızla yanına koştu.
“Doğu!” diye bağırdı.
Doğu, sesi tanıyıp döndü. Gülümsedi, kucaklaştılar.
“Vallahi seni özledim abi.”
“Ben de seni Harun… Çok şükür geldin. Yine ailecek mi geldiniz?”
Doğu aslında Deniz’in gelip gelmediğini merak ediyordu.
“ yok abi, ben, babam ve Deniz abla geldik.