Muhsin ışık

Muhsin ışık
@Mirolok
HAYAT BİR ŞİİR KADAR KISA VE GÜZELDİR. Kitaplarım: Bir Bahriyelinin kaleminden ( şiir ) Albay Nikolay ( Roman ) Kalemimden Damlayan Kan ( Şiir ) Çobanlar Vadisi ( Roman )
Asker
Üniversite
Marmaris
12 Ağustos 1996
20 okur puanı
Eylül 2022 tarihinde katıldı
DOĞU DENİZ - 14
14 . BÖLÜM - UZAKTAN TANIŞMA Doğu, sabahın serinliğinde ıslak toprağa ilk adımını atarken, elindeki çuvala dal düşürmenin yolunu öğrenmeye başlamıştı artık. Fındık, başta sandığı kadar basit değildi. Her ağacın huyu vardı sanki. Kimisi eğilerek verirdi fındığını, kimisi inatla saklardı yaprakların arasında. Sebahat abla bir köşede bağırıyordu: “Topladığınız yere çok iyi bakın çocuklar, boş çuval dolmaz!” Harun o sabah erkenden ayaktaydı. Babasını ikna etmek için yaptığı konuşmalar nihayet işe yaramıştı. Hüseyin Bey, her ne kadar işçilerin çoğu işi hallettiğini düşünse de, Harun’un “onlarla iç içe olmak istiyorum” ısrarına boyun eğmişti. Böylece yeniden yola koyulmuşlardı. Arabada Karadeniz’in kıvrak kemençesi, horon ritmiyle yankılanıyordu. Harun’un içi içine sığmıyor, camdan dışarı bakarken bir an önce Doğu’yu görmek istiyordu. Yan koltukta oturan Deniz ise sessizdi. Ama içindeki kıpırtı gözlerinden belliydi. Bu sefer yeşil bir üst giymişti, siyah kumaş pantolonu şıklığını tamamlıyordu. Gözleriyle uyumlu güneş gözlüğünü saçlarının üstüne iliştirmişti. Düz saçlarının bir kısmı ince bir örgüyle sol omzuna düşüyordu. Kalbi, Doğu’yu tekrar göreceği düşüncesiyle hafif hafif çarpıyordu. Evde kalan Yaren, Gülay ve anneleri Meryem Hanım, ineklerin bakımına kalmıştı. Sabah ahırdan gelen sesler, evin arka bahçesini doldururken, Harun, Hüseyin Bey ve Deniz çoktan yoldaydı. Fındık bahçesine vardıklarında, işçiler ellerinde çuvallarla çalışmaya başlamıştı bile. Harun, Doğu’yu görür görmez hızla yanına koştu. “Doğu!” diye bağırdı. Doğu, sesi tanıyıp döndü. Gülümsedi, kucaklaştılar. “Vallahi seni özledim abi.” “Ben de seni Harun… Çok şükür geldin. Yine ailecek mi geldiniz?” Doğu aslında Deniz’in gelip gelmediğini merak ediyordu. “ yok abi, ben, babam ve Deniz abla geldik.
Edebiyat & Roman
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
DOĞU DENİZ - 13
13. BÖLÜM – HOROZLARDAN ÖNCE Sabahın ilk ışıkları Maçka dağlarının doruklarına değmeye başlamıştı. Serinlik henüz dağılmamış, kuş cıvıltıları sessizliği yeni yeni bozmaya başlamıştı. Doğu, gözlerini açtığında şaşırdı. Ne biri onu uyandırmıştı ne de yorgunluk sızısı vardı bedeninde. İçinden bir ses onu çağırmıştı sanki; göz kapakları hiç zorlanmadan açılmıştı. Hemen yataktan kalktı, üstünü toparladı, yüzünü yıkadı. Bahçeye gitmeye can atıyordu ama ev hâlâ sessizdi. Bir süre sonra ahşap merdivenden ayak sesleri duyuldu. Sebahat abla uykulu gözlerle salona adım attı ve Doğu’yu ayakta görünce şaşkınlıkla durdu: “Ooo! Hayırdır Doğu? Nasıl oldu da herkesten önce uyandın sen?” Doğu hafifçe gülümsedi, sesi dingin ve içtendi: “Ben de anlamadım abla ama gerçek şu ki, dün gece çok huzurlu bir şekilde uyudum. Bu da uykumu almama neden oldu. En önemlisi de kendimi hiç yorgun hissetmiyorum ve bir an önce bahçeye gidip fındık toplamak istiyorum.” Sebahat abla gözlerini hafifçe kıstı, bu enerjiyi sevimli bulmuştu: “Dur deli oğlan, önce bir kahvaltı yapalım da gideriz!” İçinden “Bahçeye değil, o kıza gidesim var abla…” diye geçirdi Doğu ama gülümsemekle yetindi. Az sonra evin içi yavaş yavaş uyanmaya başladı. Sofra kuruldu, yer sofrasının etrafına yavaş yavaş herkes toplandı. Lavaş ekmek, otlu peynir, siyah zeytin, yoğurt ve sıcacık kaçak çayın süslediği, o bilindik köy kahvaltısı hazırdı. Behiye, elinde çaydanlıkla Doğu’nun bardağını doldururken ona göz ucuyla baktı. Çayla birlikte bakışlarına da bir sıcaklık kattı. Sevgi doluydu gözleri, umutla doluydu. Annesi ve sofradaki diğer işçiler fark edecekler diye çok korkuyordu. “Anne,” dedi Behiye, çaydanlığı yerine koyarken, “Doğu, fındık toplamayı çok çabuk öğrendi vallahi. Dün sabah hiç bilmiyordu, akşama kadar maşallah
Kurdî
DOĞU DENİZ - 12
12. BÖLÜM – DOĞU’NUN ANNESİYLE KONUŞMASI Fındık bahçesinde geçen yorucu günün ardından, Doğu herkesin odasına çekildiği o sessiz saatlerde telefonunu eline aldı. Uzanmadan önce gözleri tavana takılı kaldı. İçinden bir ses annesini aramasını fısıldıyordu. Yorgundu, ama bu yorgunluk annesinin sesini duyunca dinebilirdi. Telefonun öbür ucunda tanıdık bir ses belirdi: “Efendim oğlum?” Doğu gülümsedi. O sesi duymak bile içini ısıtmıştı. “Anne… Nasılsın? İyi misin? “İyiyim oğlum, iyiyim. Sen nasılsın? Sesinde neşe var sanki hayırdır inşallah.” “İyiyim de… bugün biraz garip geçti anne. Bahçe sahipleri geldi. Tanıştık. Harun diye bir çocuk var, onların oğlu çok tatlı ve cana yakın. Bir anda koşarken bana çarpıp düştü, çocuğa bir şey olmasın diye hemen tutmaya çalıştım ama tutamadım ve burnu kanadı. Asıl beni heyecanlandıran başka bir şey oldu.” “Ne oldu ki? Çocuğa da üzüldüm şimdi.” Doğu, bir an duraksadı. Kendi içine dönüp ne hissettiğini tarttı, sonra kelimeleri titreyerek döküldü: “Anne… ben bir kız gördüm. Bahçe sahiplerinin kızı… O gözleri… içime işledi sanki. İlk bakışta bir şeyin değiştiğini anladım. İnsan böyle bir hissi nasıl tarif eder bilmem ama… güzeldi. Hem de çok güzeldi.” Annesi, oğlunun sesindeki heyecanı duyduğunda bir tebessümle başını salladı. Ama onun anasıydı, önce usulca bir öğüt vermek istedi: “Bak oğlum… İnsan gönlüne söz geçiremez, bilirim. Ama kimsenin karısına kızına da kötü gözle bakılmaz. Hele ki misafir olduğun bir evin insanına. Dikkatli ol evladım.” Doğu hemen atıldı: “Anne, ben zaten öyle bir niyetle bakmadım! İçimden gelen bir şey bu. Saygısızlık etmedim, etmem de. Sadece… güzel bir şey hissettim. Uzun zamandır içimde böyle bir sıcaklık olmamıştı.”
Edebiyat
DOĞU DENİZ - 11
“ Mevsimlik İşçiden Ömürlük Aşk “ 11   . BÖLÜM – DENİZ DOĞU’NUN ADINI ÖĞRENİYOR Akşam yemeğinden sonra, fındık bahçesinde geçen uzun bir günün yorgunluğu herkesin üzerine çökmüştü. Deniz ve ailesi işçilerin iyi olup olmadığını kontrol etmek için onların yanına gitmişti. O sırada Harun, her zamanki neşesiyle Doğu’nun yanında oturuyordu. Gün boyu Doğu ile sık sık konuşmuş, ona yardımcı olmaya çalışmıştı. Deniz’in annesi Meryem, oğlunun Doğu’ya olan yakınlığını fark etmişti ve aklına gelince kaşlarını hafifçe çatarak oğluna seslendi: “Harun, bir şey diyeceğim sana. Bak oğlum, herkese hemen güvenme. Yabancılarla böyle hemen samimi olunmaz.” Deniz’in babası Hüseyin de başını sallayarak ekledi: “Annen doğru söylüyor. İnsanları tanımadan böyle hemen bağlanmak iyi değildir. Sen daha çocuksun, dikkatli olman lazım.” Harun, bu sözler karşısında sinirlendi. Annesi ve babası Doğu’yu tanımıyordu, ama o tanıyordu. Doğu’nun nasıl biri olduğunu görmüş, sabah yaşananları unutmamıştı. Hızlıca ayağa kalktı, sesi biraz yükselerek konuştu: “Ama Doğu abi çok iyi bir insan! Benim kanım ona çok ısındı. Zaten iyi biri olmasaydı, sabah ben suçlu olduğum halde kendini suçluymuş gibi göstermezdi!” O an herkesin dikkat kesildiği bir sessizlik oldu. Deniz de başını kaldırıp Harun’a bakarken, içinden geçenleri saklamaya çalıştı. “Doğu…” diye geçirdi içinden. İşte ilk görüşte içini titreten, aklından çıkaramadığı çocuğun adı Doğu’ydu. Deniz, Harun’un heyecanına karşı sessiz kaldı ama içinde tarif edemediği bir his belirdi. Adını yeni öğrendiği bu yabancı, ona düşündüğünden daha yakın olabilirdi. Yemekten sonra Deniz, mutfağa doğru ilerlerken içeriden ablalarının konuşmalarını duydu. Adımları istemsizce yavaşladı. Bir an içeri girmeden önce duraksadı ve kapının arkasında, duyduklarını
1000Kitap