Düşler, aynı yaşamın farklı dönemleri arasında kabul edilemez bir eşitliği dayatır insana, insanın hiç yaşamadığı şeyler arasında eş düzeyli bir eşzamanlılığı dayatır; ayrıcalıklı durumunu yok sayarak şimdiki zamanın varlığını yadsır.
Edwige, insanın sırtına bir yük gibi çöken gelenekleri kabul etmezdi. Çıplak bir yüzün temiz sayılıp da, çıplak bir kıçın ahlaksızlık sayılmasını reddederdi. Gözlerimizden akan tuzlu sıvının en yüce bir şiir sayılıp da karnımızdan fışkıran sıvının tiksinti yaratmasının nedenini de anlamazdı. Bütün bunlar ona aptalca, yapay, akıldışı görünür ve bu gelenekleri, isyankâr bir çocuğun yatılı bir Katolik oluşunun yönetim kurallarına karşı davrandığı gibi karşılardı.