Hayat denilen şey aslında eziyetli bir tuzak. Düşünen insan, olgunluğa erişip tam olarak bilinçlendiğinde, ister istemez kaçışı olamayan bir tuzak içinde sıkışıp kaldığını hisseder.
"Zekâ hayvanlar ve insanlar arasına, ikincisinin ilahiliğini belirten keskin bir çizgi çeker. Varolmayan ölümsüzlüğün yerine bile geçebilecek bir noktaya kadar... Dolayısıyla zekâ, mümkün olan tek zevk kaynağıdır. Çevremizde bu zekâdan eser bile göremiyoruz, o yüzden hiçbir şeyin doğru düzgün tadını çıkaramıyoruz. Kitaplarımız var, doğru, ama bu insanlarla konuşmakla, karşılıklı muhabbet etmekle aynı şey değil. Tam doğru olmayan bir karşılaştırma yapmama izin verirsen kitaplar; müzik defterine yazılmış notalarken, konuşmak şarkı söylemektir.”
Her türlü şiddet, toplum tarafından makul ve istikrar sağlayan bir gereklilik olarak kabul görüyorken; af gibi içinde merhamet barındıran bir karar en tatminsiz ve kindar duyguların patlamasına sebep oluyorsa, adaleti aklından geçirmek bile saçma değil midir zaten?
Üslubu keyifli, sohbet havasında yazılmış bir kitap. Bu konuda daha önce bir kitap okumadımdan kıyaslama yapamayacağım. Günlük hayatta karşılaştığımız bazı insanlar vardır ya hani farklı bir havaya sahip. Bir ortama girdiklerinde dikkatleri çeker. Kıyafetinden mi konuşmasından mı anlamaya çalışırız üzerimizde bıraktığı etkinin kaynağını. İşte bu kitap o etkiyi anlatıyor. Güzel örneklerle desteklenmiş, konuyla ilgilenenler için hoş bir kitap.
Keyifli okumalar