Huxley’in ses getiren ütopyası. Bu kadar zaman nasıl olur da okumam diye utanarak çevirdim sayfaları. Ütopya diyoruz gerçi ama Dünya üzerindeki bu hızlı bireyselleşme ve aile kurumundan kopuş gelecek birkaç yüzyıl içerisinde bizi bu ütopyaları değerlendirmeye itecekmiş gibi görünüyor. Huxley’in ütopyasında Dünya devletlerinin istikrarı biyolojik mühendislik ve insanı her yönden koşullandırmanın terkibiyle sağlanır. Bu devletlerin standartlaşmış iki milyar yurttaşı sadece on bin soyadı paylaşır. Dünyaya doğarak gelmemişlerdir, önceden belirlenen rolleri yerine getirmek üzere kuluçkadan çıkmışlardır. Yani politik gövdedeki hücrelerden fazlası değil birey. Çocuklukta edilgen itaatin, maddi tüketimin ve sınırsız rastgele cinsel ilişkinin erdemleri, hipnogedya (uykuda öğretim) yoluyla telkin edilir. Kitabı okurken garip bir şekilde hem ufkunuz açılıyor hem de içinizi bir huzursuzluk kaplıyor. Vahşi diye bahsedilen kişinin (Günümüz üreme yöntemiyle hayata gelmiş) özellikle modern dünyadaki kişilerce anlaşılamaması, duygularının, aidiyet hissinin, bağlanma ihtiyacının gülünç kabul edilmesi anlatılmış. İlgimi çeken bir başka yer; seri üretilen bu bireylere devletin çıkarı için bazı özelliklerin kasten eklenmesi ya da çıkarılması kısmıydı. Ödül ceza pekiştireçleri kullanılarak devlet tarafından şekil verilen bu insanların hiçbir zaman kendi olamamaları, kendileri için çizilen şema içerisinde tamamen bilinçsizce ancak mutlu (cehalet mutluluktur) yaşamalarını okurken kafamın içindeki modern ve ilkel iki sesi susturamadım. Çelişkilerle dolu, düşünmeye iten bir şaheser. Okunmalı