kurma bebekler gibi olabilir insan
camdan boncuk iki gözle kendi dünyasını gören
kadife bir kutu içinde
saman dolu bir gövdeyle
yıllarca tül ve boncuk ortasında uyuyabilir
tüm hercai ellerin her baskısıyla
nedensiz haykırabilir:
“ah, ben pek mutluyum”
Veda
yorgun, solgun ve örselenmiş
gidiyorum harabe evime
sizin kentinizden tanrıya
götürüyorum coşkun kalbimi
götürüyorum o uzak noktaya ki
günahın renklerinde arındırayım
bu denli yersiz ve boşuna istekten
aşkın lekesinden arındırayım
senden uzaklara götürüyorum
ey umarsız umutların cilvesi
diri diri gömeyim diye bir daha
olmasın seninle buluşma hevesi
ağlayış titriyor oynuyor gözyaşım
ah bırak da beni gideyim
ey günahların kaynar pınarı
iyisi senden sakınayım
yemin olsun ki sevinç goncasıydım ben
beni aşkın eli dalımdan kopardı
iç çekmelerin yalazı oldum ancak
benim dudağım o dudağa varmadı
sonunda yolculuk bağlarıyla bağlandım
gülerek bağrımda kan gidiyorum
ey boşuna meyvesiz umut vazgeç
kalbimden benim ben gidiyorum
gece gündüz neyin peşindeyim
bilmem ne isterim tanrım
neden yanan kalbim sönmüştür
ne arar benim yorgun bakışlarım
Sığınıyorum sessiz bucaklara
tanıdık herkesten kaçıyorum
bakışlarım karanlıkta yüzüyor
hasta kalbimi dinliyorum
kaçıyorum bu insanlardan
görünüşte benimle olan
fakat içlerinde hakaretten
eteğime bin bir yama yamayan
dinlediklerinde şiirlerimi yüzüme
hoş kokulu bir çiçek gibi açan
fakat yalnız olduklarında beni
fahişe bir deli diye adlandıran
kalbim ah kalbim
bu yabancılıkta yanan kalbim
el elinden haykırma
delilikler yeter kalbim