“Ayağıma sanki ağır zincirler bağlanmış, sanki denizin dibine çekiliyorum… Beni tutmak, ya da “kurtarmak” isteyen, elini uzatmayacak… Güçsüzlüğünden ötürü değil, bir işe yaramayacağını bildiğinden ötürü de değil, hayır, kızmış, sinirlenmiş olduğu için uzatmayacak elini. Sana değil bu sözlerim; yorgun, boş bir kafayla (ama mutsuz ya da sinirli değilim, nerdeyse hoşa gidecek bir durumdayım) seçebildiğim gölgene söylüyorum bu sözleri…”
“Anlayamıyorum, neden özür diliyorsun? Geçtiğine göre, hoş göreceğim, unutacağım elbet. Sürdüğü günlerde hoş görmemiş üzülmüştüm, o zaman da sen susmuş, umursamamıştın! Geçmiş bir olayın üstünde durabilir miyim?”