Her şey ölümden daha korkunçtur. Bazı gece uyuyamazsın, içinden uykuyu alıp götüren büyük bir derdin vardır. Yarın karşılaşacağını ve önünde edileceğini bildiğin bir çok müşkülat yakıcı bir güneşin ışığı gibi gözlerine vurur seni uyutmaz. Sen yorgun, bitkin, bir dakika kendini unutabilmek için çareler ararsın. Kalbinin etrafında gürültü yaparak sana uykuyu haram eden bu düşünceleri bir an olsun kafandan çıkarmaya karar verir, yüze kadar sayar, yahut gözlerini sabit bir noktaya dikerek hiçbir şey düşünmezsin. Yavaş yavaş tatlı bir dalgınlık vücuduna yayılmaya başlar, adeta her tarafının yumuşadığını duyarsın. Fakat bu anda kafandan zorla çıkarıp attığın düşünceleri dışarıda tutan eller de yumuşar. Ve bir sandalın altındaki deliği kapayan tıkaç oradan alındığı zaman sular nasıl deli gibi içeriye dolarsa bu düşünceler de tekrar kafana hücum ederler. Sen kalbin şiddetle çarparak uyanırsın. Aynı azap yeniden başlar. Seni asıl harap eden, şimdi uyusan bile yarın akşam bu işkencenin gene tekrar edeceğini, hiç bitmeyeceğini bilmektir. O zaman gözlerinde bir uyku tüter. Öyle bir uyku ki, ne çarpıntısı vardır, ne de yarını... Yorgun vücudun boylu boyunca yatıp dinlenecek ve hiç bir düşünce ve hiç bir dert sana gelmeye yol bulamayacaktır. İşte ölüm bu uykudur. Geceleri gözlerini kapayamayanların aradıkları uzun ve rüyasız uyku.
Hayata başka bir bakış açısı katan muazzam bilgi yüklü bir kitaptı. Hallac-ı Mansur hakkında inanılmaz bilgi sahibi oldum. Bu kitap sayesinde kendisini daha fazla araştırıp öğreneceğim.