Fahreddin-i Râzî [rahmetullahi aleyh], bu sûredeki bir başka hikmete şöyle dikkat çeker.
Bu sûrede Allah’a giden hak yolcularının hali özetle anlatılmaktadır. Şöyle ki: Allah’a giden hak yolcuları üç derecede bulunurlar:
En yüksek derece, kalple ve ruhla yüce Allah’ın nurunda kaybolmaktır; “Biz sana kevseri verdik” âyeti buna işaret eder. Bu hal Allah vergisidir. Her ruhun kabiliyeti, alma gücü ve nasibi bir değildir. Bu işte en önde olan Resûlullah Efendimiz’in [sallallahu aleyhi vesellem] saadetli ruhudur. Marifet ve ilâhî aşkta önder odur.
İkinci derece, sürekli bedenle yapılacak ibadet ve taatlerle meşgul olmaktır; “Rabb’in için namaz kıl” âyeti bu hale işaret etmektedir.
Üçüncü derece, nefsi boş arzularından alıkoymak, onun kötü isteklerine engel olmak, kısaca şüphe ve haramlardan sakınmaktır; “Kurban kes” âyeti de bu hale işaret etmektir. Bunun manası, “Kalbindeki boş arzuları, kötü düşünceleri silip at” demektir.
Râzî, “Asıl soyu kesik olan (ve arkası olmayan) kimse, sana buğzedendir” âyetine şu manayı vermiştir: “Seni bu kötü işlere ve geçici zevklere çağırarak sana kötülük yapmak isteyen nefsin hali fânidir, geçicidir, devamlılığı yoktur. Rabb’in katında dâimî kalacak ve sana fayda verecek olan şeyler, salih ameller, ruhanî marifetler ve manevi ilimlerdir. Sen onlara yönel.