Selda

Selda
@Mizantropya
Öylesine yoktur ki kıskanır onu hiç doğmamışlar.
Puan vermedi·256 syf.··
2021 3. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 26 Şubat 2021 16:55
Platon un Devlet'inden beri -hatta daha öncesinde de - bunca insanın nasıl örgütlenmesi gerektiği tartışılıyor. Koskoca dünyaya yerleşen insanlar küçük toprak parçalarına yerleşemiyor, düzene oturtamıyorlar. Geçmişte bireysel olarak toplum düzenini sağlayamayan insanlar bireyselliği bırakıp bütüne merak sardılar. Şimdilerdeyse toplumsallık yerine bireysellik revaçta. Bu kitapta ise insanların bireysellikten zarar gördüğü ve tekrar bütüne yöneldiklerini görüyorsunuz. "Biz" olarak, "ben"in getirdiği cefalardan kurtuluyorlar. Ya da kurtulduklarını sanıyorlar. Ve ben size soruyorum: Gerçekte bireyselliğin, bağımsızlığın hakim olduğu bir yaşam sürmek mümkün mü? Çözüm toplumsal olarak hareket etmekte mi? Yoksa çoğunlukla hareket edebilen, aynı zamanda da kendisi olma özgürlüğüne sahip bireyler olarak daha mı mutlu yaşarız? Nedir bu bireysel hareket etme ya da toplum olarak hareket etme, nedir bunların sınırları? Kitaptan bir alıntı yaparak sorgulamanıza biraz yönlendirme katayım ya da bu alıntıyı da sorgulayın, size kalmış. "Cennet'teki iki kişiden bir seçim yapmaları istenir: Ya özgür olmadan mutlu olmaları ya da mutlu olmadan özgür olmaları; üçüncü bir seçenek sunulmaz. Budalalar özgürlüğü seçerler, sonra ne oldu, yüzyıllar boyunca zincirlerini özlediller. Zincirlerini, anlıyor musunuz, dünyanın yazısını. Yüzyıllar boyunca!" (S. 69) Peki bireysel olmak özgür olmaksa, toplumla hareket etmek de mutlu olmak anlamına mı geliyor şimdi? Mutlulukla özgürlüğe aynı anda sahip olamaz mıyız? Tüm bunlar bir yana kitabı tanıtacak olursam -ki spoiler içerir- kısaca başarılı olamayan bir devrim girişimi görüyorsunuz derim. Bu devrim süreci ve sonucunda başarılı olamaması sizi daha çok sorgulamaya itiyor. Son olarak şunu söylemek istiyorum ki, sadece "Biz" olarak yaşayan bir toplumda
BizYevgeni İvanoviç Zamyatin · İthaki Yayınları · 202011,9bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
9/10
·184 syf.··
2021 1. kitabı
Bu kitabı bu kadar geç okuduğum için o kadar üzgünüm ve kendime o kadar kızgınım ki... Bu kadar popüler olmasının yavan, çabuk sindirilebilir olmasıyla değil, inanılmaz duygular yaşatmasıyla, masumiyeti ve şevkâta olan açlığı saf bir şekilde anlatmasıyla alakalı olduğunu da çok geç anlamış oldum. Çocukluğumuzun ilk 5-6 yılı birçok gelişim kuramına göre hayati derecede önemlidir. Bu yıllarda çevre ile kendi sınırları çerçevesinde şekillenen kişiliğimizin, gelecekte kim olacağımızı belirlediğini söylerler. Bu yıllarda en çok ihtiyaç duyduğumuz şevkât ve ilginin bizi yeterince doyurmasının öneminden bahsederler. Aksi takdirde masum bir çocuk olamaz, duygularını derinlere gömmüş, adeta duygu kabızı olan bir yetişkine dönüşürmüşüz. İşte Zezé'nin olmasından en çok korktuğum şey buydu. Hayatında kendisini olduğu gibi gören ve kabul eden, sırf kendini göstermek için yaramazlık yapmak zorunda olmadığı birini bulmanın huzuruyla iyice mutlu olan Zezé, çektiği sıkıntılara rağmen hor görülmemiş, aksine daha da kabullenilmişti Portuga'sı tarafından. Bu nedenle ki Portuga onun her şeyi oluvermişti. Onun yanında her ne kadar yetişkinmiş gibi konuşsa da konuşmalarının altındaki masumane ve hayalperest çocukluğu yine de görülebiliyordu. En kıymetli sevgi de böyle değil midir zaten? Bulunduğunuz ortama ayak uydurabilmek için ne kadar rol yaparsanız yapın, sizin derinlemesine gören ve o halinizle kabul eden birine sahip olmak... Son olarak söylemek istediğim, hiçbir çocuk yetişkin bilinciyle hareket etmemeli. Yetişkinlerin, duygulardan mahrum kalınmış düşünme biçimine bu kadar çabuk erişmek zorunda kalmamalı. Ah Zezé, küçücük yüreğinin bu kadar ağır bir yükü kaldırmak zorunda kalması ne acı...
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275,1bin okunma
Puan vermedi·72 syf.··
2018 41. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 15 Eylül 2018 00:31
Üniversitede tıp eğitimi için ailesinden ve bildiği bir yaşamın içinden ayrılıp tamamen yabancısı olduğu bir hayata adım atan Berger... Zayıf, güçsüz, çekingen, hüzünlü ve henüz çocuksu düşüncelere sahip. İçine girdiği dünyanın renkleri, neşesi, acımasızlığı ve heyecanı altında gittikçe ezilen, bundan dolayı da yaşamasının anlamını ve hedefini kaybeden bir genç... Karşılaştığı her bir olayla kendine yeni bir ideoloji belirleyip hayata tutunmaya çalışan ancak her seferinde saplandığı ideolojinin yavanlığı karşısında kendi yalnızlığı ile baş başa kalan bir insan... Her ne yaparsa yapsın, birileri veya bir şeyler karşısında kendini işe yaramaz görmekten dolayı varoluşuna anlam veremeyip diplere doğru çekilen bir çocuk… İnsan ruhunun ve tutkularının derinliklerini fevlakade bir şekilde yansıtan karakter incelemeleriyle, içinde bulunduğu savaşın hayatları karartan gerçeği nedeniyle oluşan hüznüyle, sürekli bir kurtuluş ve anlam aramak için kaçtığı dünyadan kurtulmaya çalışan Zweig… İçinde bulunduğu dünyanın savaş gibi yıkıcı ve acımasız gerçeği karşısında ezilmemek için sürekli çabalayan, kendisini dünyaya duyurmaya çalışan bir adam... Güneşin yükselişini bekleyecek kadar gücü kalmadığını söyleyen, o uzuuun karanlığın ardından gelecek olan aydınlığı göremeyeceğini düşünen ve bu nedenle dünyaya ve insanlığa karşı hissettiği umutsuzluğu ölüm ile noktalayan bir insan... Okuduğum Zweig kitapları arasında, yazarın kendini kitaptaki karaktere en fazla yansıttığını düşündüğüm bir kitap Kızıl. Hayata dair umutlarının bir yeşerip bir solmasından, varoluşuna bir anlam arama çabasından, insanların acılarını veya sevinçlerini kendisininmiş gibi yaşamasından vs. kitap karakteriyle kendisinin birçok yönden örtüştüğünü düşünüyorum. Bundan dolayıdır ki okurken ayrı bir zevk aldım bu
KızılStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202236,9bin okunma
Puan vermedi·72 syf.··
2018 40. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 14 Eylül 2018 00:54
TDK'ye göre bibliyoman; hastalık derecesine varan kitap sevgisi olan kimse şeklinde, bibliyomani ise kısaca kitap düşkünlüğü şeklinde tanımlanıyor. Ben bu kelimeyi yine 1K sayesinde bir iletide görmüştüm. İletide aynı zamanda kitaplarda ve kütüphanelerimizde minimalizm ile alakalı bir video da bulunuyordu. Hani hep derler ya bir kitap okudum ya da bir dizi/film izledim hayatım değişti diye. Ben bu kadar kesin konuşamasamda bana çok büyük bir farkındalık kazandıran o videoyu (bulursam linkini de koyacağım), ardından da o kitabı okumuş bulunuyorum. 2018 yılı içerisinde onlarca kitap satın aldım ve bunların çok az bir kısmını okudum. Şu anda kütüphanemde büyük bir hevesle aldığım ancak okumadığım 60'dan fazla kitap var ve benim hala, çok affedersiniz ama, ağzımın suyunu akıtarak satın almak istediğim bir sürü kitap var. Bibliyoman ifadesini ilk duyduğum ana kadar geçerliydi bu istek tabi ki. Ondan sonra bu isteğime ket vurdum ve yaklaşık 3-4 aydır hiç kitap satın almadım. Ve şunu fark ettim ki ben sadece kitaplarım olmasını seviyormuşum. "Evet, onlar benim ve ne zaman istersem o zaman okuyabilirim" şeklinde düşünebilmeyi seviyormuşum. Fakat ileride alacağım ve canımın istediği zaman okuyabileceğim kitapları düşündükçe önceden satın almış olduğum kitapları hep geride yığılı bir halde bıraktığımı da fark ettim. Hemen faydalanmayacaksam o kadar kitabın rafta durup tozlanmasının ne anlamı vardı ki? İşte böylelikle kafama değişim fikrini iyice sabitledim. Artık hoşuma giden bir kitap gördüğümde satın alacağım değil de okuyacağım kitaplar listesine ekleyeceğim. Şimdi kitaba değinecek olursam yazarın henüz genç bir delikanlı iken ele aldığı ve gerçek olay ve kişilerden esinlendiği ilk öykü Bibliyomani. 30 yaşında, kocaman bir kütüphanenin hayaliyle yanıp tutuşan ancak zar
Edebiyat
BibliyomaniGustave Flaubert · Sel Yayıncılık · 2017881 okunma
Puan vermedi·56 syf.··
2018 36. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 28 Temmuz 2018 23:39
Uzun zamandır Stefan Zweig kitabı okumamıştım ve onun o derin anlatımını çok özlemişim. Bu kitabı da oldukça kısa ancak kemiklerinize, kalbinizin en ücrâ kıyılarına kadar işleyecek kalitede. Seçtiği sözcükler, o sözcükleri sıralayışı, duyguları kelimelere dökme biçimiyle kalemini en çok sevdiğim yazar diyebilirim. Nasıl bu kadar etkileyici ve duyguları dürtükleyip harekete geçirecek bir biçimde yazıyor, hayret ediyor ve imreniyorum her defasında. Bu novellada iki aşık birlikteyken yılların zamanla ateşlendirdiği, ayrıldıklarındaysa yılların zamanla söndürdüğü bir aşktan bahsediliyor. Uzun yıllardan sonra mesafelerin ve dünya savaşı gibi milyonları etkileyen bir hadisenin sonucunda elbette değişen iki insanın, zamanla sönen o aşkı tekrar alevlendirme çabalarını anlatıyor. Sonunda yine bir hüzünle, buruk bir şekilde kala kaldım bu kitapta da. Size diyeceğim tek şey okuyun, okutun efendim.
Geçmişe YolculukStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202533,6bin okunma