haziran ayında yarım bıraktığım kitabı, evet artık doğru zaman diyerek aldım elime. çünkü yarım bırakmamın sebebi kitabı beğenmemem değildi, aksine çok beğenmiş olmam ve yazık etmek istemememdi. duygusal anlamda bana çok yoğun ve ağır gelmişti.
kitap hakkında hiçbir şey bilmezken ismine tutulup almıştım ve ayrıca bir kitap ismi, kitabın kendisine daha ne kadar yakışabilirdi bilemiyorum. yedigey, kazangap'ın cenaze gününde asra bedel olan bir gün yaşıyor. biz de yedigey ile birlikte hem onun geçmişine hem de bazı efsanevi hikayelere konuk oluyoruz. konuk olmak sönük kaçabilir belki de, çünkü kitabı okurken yaşıyormuş gibi hissettim.
aytmatov'un kalemi çok güçlü. olayları, canlı cansız varlıklar üzerinden betimlemesi, kimi zaman bir tren olurken kimi zaman bir kuzgun olup uçmamız.. ve hatta uzaya gidip farklı uygarlıklarla tanışmamız!
gün olur asra bedel bizim içimizden, geçmişimizden sanki. karakterler bizim aramızdaydı. dostluk, aile bağları, toplum yapısı, siyasal düzen, toplumsal eşitsizlikler, büyük balığın küçüğü yemesi..
kitabın içinde birçok efsaneyi aytmatov'un kaleminden okuyup yaşıyoruz, bunlar kitapta beni en etkileyen bölümlerdendi. raymalı aga ve mankurt efsanesi yüreğimi ayaklarının altına aldı. gerçekten çok farklı ve çok zevkli bir okumaydı benim için.
kitabı iki duygu ile tanımlayacak olsam huzur ve hüzün derdim. uzun zamandır bir kitabı okurken bu kadar düğümlenmemiş, ağlamamıştım. kitap çok dingin bir o kadar etkileyici. ayrıca herkese önerebileceğim bir kitap oldu benim için. kimilerinin içinden bir parça bulacağı, kimilerinin dizi izler gibi kitaba kilitleneceği, kimilerinin ise üzerine kafa yorup belki de kendine yeni bakış açıları edinebileceği bir kitap.
son olarak kitapta kuttubayev adında bir karakterimiz var, bu karakterle ilgili önemli bir