Yazar genç yaşta bu eseri yazmış olmasına rağmen, bize kitapta yer alan tüm esaslı ve yan unsurlarla birlikte, tamamen odaklanmamızı istediği savaş sonrası kişisel buhranları ve diğer insanların sonralıklar içerisinde çırpınan bu bireylere yaklaşımını bir bütünlük içerisinde sunmuş. Eserin savaştan dönen kahramanı Beckmann’ın Öteki diye tabir ettiği ve insanların olumsuz tutumlarını kabul etmeyen yanını ve karşılaşılan tezatlıklara karşı diri tutulan umutlarını açıkça görüyoruz. Ne var ki savaş sonrası ölümleri kabullenemeyişi, gözünün önünden gitmeyen kanlı manzaraların kabusunda boğuluyor oluşu, tüm bu hislerini açıkça çaldığı her kapıda dile getirişi Beckmann’ı kapıların dışında bırakmıştır. Lakin insan savaşa da ölüme de alışmıştır, kurulan yeni düzende artık geçmişi düşünmenin gereği de kalmamıştır. Beckmann uzaklarda harp etmekte iken, biricik eşi dahi başka bir adamı kendine eş görerek Beckmann’ı kapıların dışında bırakmıştır. Gerçeği üstün tutan her zaman en iyi yürür’e karşılık; Gerçeğe bağlı kalan yürüyemez ikileminin arasında sıkışıp kalmıştır Beckmann. Beckmann ölümle kucaklaşmak istediği Elbe Kıyısından, üst caddeye değin umutla yol alırken Öteki yanının da artık sustuğunu fark etmiştir.
Sonuç olarak da aslında umudun, bireyin inanmak istediği gerçekdışı düşüncelerinin bir dışavurumu olduğunu görmekteyiz. Hayatımızın birçok olumsuz dönüm noktalarında, insanlara anlatarak/anlatamayarak destek beklediğimiz durumlarla da kıyaslanabilir. Tek solukta okumak isteyeceğiniz ve temel yapıt olarak gördüğüm bu tiyatro eserini herkese tavsiye ederim.
“İnsanlara söz ettirmem. Olmaz. Bir yerlerde bir şeyler kalmıştır. Durmam, vardır. Parlıyordur. Biz onu bulamıyorsak gücümüz yoktur. O parlak ışığı göremiyorsak, gözümüz içimizin karanlığındandır.”