Bu kitap, Tolstoy’un felsefe külliyatından, ruh ve ölüm kısımları alınarak ortaya çıkarılmıştır.Varolmayı, ölümü, ruhun nasıl bir şey olduğunu insanlara yeniden sorgulatıyor ve yıllar önce yazılmış olmasına rağmen hala kulağa taptaze geliyor. Kitaba başlarken “Bu imzasız sözlerin en iyileri benim şahsıma değil cihanın büyük dâhilerine aittir," diyor Tolstoy. Mütevazi ruhuyla, bence kıymetli bir eser çıkarmış ortaya. Kitap, adından da anlaşılacağı üzere ruh ve ölüm olarak iki bölüme ayrılıp, birinci kısım (Ruh) kendi içerisinde sekiz farklı konuya, ikinci kısım (Ölüm) ise altı farklı konuya değinmiş. Beni hangi kısım daha çok etkiledi veya düşündürdü diye soracak olursak iki bölümde eşit seviyede. Çünkü kitabı okumaya başladığımda ruhun ne olduğundan bahseden şu cümle kadar ; (İnsan eğer çok yaşasaydı o nispette çok değişimlere uğrardı. İnsan başlangıçta bir bebekken sonra küçük çocuk, sonra yetişkin ve daha sonra da ihtiyar olurdu. Fakat insan ne kadar değişim geçirirse geçirsin kendisine daima “ben” demiştir. Bu ben bebeklikte, yetişkinlikte ve ihtiyarlıkta her zaman kişinin yanındadır. İşte değişmeyen bu “ben” ruh adını verdiğimiz şeydir. ) , ikinci kısımda okuduğum bu cümle de (Bir gök gürlediği zaman anlarız ki, gürültüden biraz evvel şimşek çakmıştır. Şimşek çakması gök gürlemesinden önce geldiğinden gök gürlerken şimşeğin bizim üzerimize düşerek bize zarar vermesinden korkmamız sebepsiz ve anlamsızdır. Fakat gök gürültüsü kalbimize yine de bir korku ve ürperti verir. İşte bizim ölümden korkmamız da tıpkı bunun gibidir. Hayatın mânâsını anlamamış olan bir adama göre ölüm, bütün işleri ebediyen sona erdirir. Ve yıldırımdan kaçmakla onun dehşetinden kendisini kurtardığını zanneden ahmak bir adam gibi daima ölümden korkar ve kaçar.) beni etkiledi.
Kitabı okurken bir
Ata ağacına gelince, önce yüzüğündeki Tulpar başını okşadı. Gökten,yere müthiş bir hızla parlak bir ışık düştü ve içerisinden süzüle süzüle gelen Tulpar göründü. Bembeyaz, kanatları bir ejderha gibi devasa, başında bir boynuzu olan Tulpar isimli at yere indi. Behnan Bey onu havada görünce korkmuştu ancak karşısına inince Tulpar’ın bakışları, Behnan Bey’i etkiliyordu ve sanki onunla konuşuyor gibiydi. Yavaş yavaş Tulpar’a yaklaşıyordu. Arslan Ata yanındakiler ile uzaktan Hazar’ı izliyordu.
“Tulpar yerün birevü buççağunda bulsa da, öz yılkısın tabar.”
Arslan Ata’nın söylediğini anlamayan Atmaca sordu: “Atam! Bu söylediğiniz ne ola ki?”
Arslan Ata yine gülümseyerek cevap verdi: “Tulpar dünyanın bir başka köşesinde olsa da, kendi sahibini ve sürüsünü bulur.”
Sayfa 87 - Tulpar, Türk mitolojisinde önemli karakterlerden biridir, Pegasus adıyla bilinen kanatlı atın kısmen aynıdır.·Kitabı okudu
Dili gayet iyi konusu da gayet başaralı bir kitap. Sonu tahminin dışında gelişmesi kitapı daha bir duygusal forma sokmuş.Biraz watsapp da yayınlanan kitaplar gibi olmus. Ama gayet başarılı.