İnsanı öldüren bir ülke burası. Ülkenin kemikleri burada. Acaba insanların taşlarla ve kayalarla savaşmak zorunda kalmadan yaşayabileceği yerlere varabilecek miyiz?
Eğer insanların sahip olmaları gereken bir çok şeye sahip olan sizler, bunu anlayabilirseniz kendinizi kurtarabilirsiniz . Eğer nedenleri sonuçlardan ayırabilir, Paine'in, Marx'ın, Jefferson'ın, Lenin'in, neden değil sonuç olduğunu anlayabilirseniz kurtulabilirsiniz. Ama bunu bilemezsiniz. Çünkü sahip olma niteliği sizi her zaman "Ben"de bırakır ve sonsuza dek sizi "Biz"den ayırır.
Bir anlık öfke, binlerce resim, işte biz buyuz. Bu toprak, bu kırmızı toprağız biz. Sel yılları, toz yılları ve kuraklık yıllarıyız biz. Acılarımızı o hurdacıya sattık... Evet satın aldı ama yine bizimle birlikte. Toprak sahibinin bize gitmemizi söylemesi, traktörün evimizi yıkması, bütün bunlar ölene dek biziz.
Peki al, hepsi beş dolara. Yalnız hurda değil, çöpe atılan yaşamları da satın alıyorsun. Daha da ötesi -ilerde anlayacaksın- acıları satın alıyorsun. Kendi çocuklarını toprağa gömecek sabanları, belki de sizi kurtarabilecek olan kolları ve ruhları satın salıyorsun. Beş dolar, dört değil.
En uzak, o adsız ve kimselersiz
O yitik yıldızda duyuyor musun ?
Bir Stradivarius inler kendi kendine,
Yayı, reçinesi, köprüsü yeşil.
Önce bendim diyor ve sonra benim...
Ölümsüz, güzel ve çetin.
Ezgisidir dolaşan bütün evreni,
Bilinen, bilinmeyen ıssızlıkları.
Canımı, tüylerimi sarmada şimdi
Kendi rüzgarıyla vurgun...
Sarıyor yeşil.