Janus Monet

Janus Monet
@Monetjanus
İkiyüzlülüğün Anatomisi..
Puan vermedi
İkiyüzlülüğün anatomisini inceleyen, insanın kendi zihnine ördüğü o hapishaneyi merkeze alan bir deneme : ​ Janus’un Eşiği Modern insan, kendi gerçeğiyle kurduğu ilişkiyi bir kalpazan titizliğiyle yönetir. İnanmak istedikleri ile korkularının zorunlu kıldığı pratikler arasında sıkışan şuur, tıpkı Janus gibi aynı anda iki yöne bakar: Biri ebedi olana, diğeri dar-ı dünyanın geçici konforuna. Ağaçkakanın Ritmi Kendi aklını gagalamak, aslında bir kendini onarma çabası değil, varoluşun ağacında gedikler açma eylemidir. İnsan, kendi zihnindeki "fenomen"leri (görünüşleri) korumak adına, "numen"i (özü) parçalar. Dünyalık telaşlar, şuurun kendi üzerine kapanmasına ve kendi içsel boşluğunu Dünyalık telaşlar, şuurun kendi üzerine kapanmasına ve kendi içsel boşluğunu her darbede daha fazla derinleştirmesine neden olur. Bu, bir tür varoluşsal sabotajdır; akıl, kendi kurduğu düzeni yine kendi yıkıcı şüphesiyle sarsar. Çatlakların Aydınlığı Belki de bu iki yüzlülük, hakikate ulaşmanın tek yoludur. Kendi zihnini gagalayan o ağaçkakanın açtığı çatlaklardan, ancak o zaman ışık sızabilir. İkiyüzlülüğümüzle yüzleşmek, Janus’un üçüncü bir yüze, yani bizzat o bölünmüşlüğün bilgisine ulaşmasını sağlayacak tek kapıdır.
Felsefe
Janus: A Summing UpArthur Koestler · Last Century Medya · 19781 okunma
Reklam
Kafka..
Mesele ne, biliyor musun? Yazdıklarımın körü, okuduklarımın sağırıyım Miloş kuzum. Süt içer, kanıma banmış çarşafta uyurum. ​Seni çok arzuluyorum Miloş; sen bana dip boyan gelmiş, dudak tüylerin yolunmamış o kıl yumağı Feriştah yenge işvesiyle metaforlu "gel gel" yapsan da... Bu sabah tüm Viyana seni konuşuyordu; ne zaman helva dökeceğini merak ediyorlar, tuhaf. ​Milenaya Sortiler Milena Bak sen şu işe! Viyana’nın taşlı yollarında helva kokusu rüzgara karışmışsa, demek ki içimdeki o Feriştah yenge çoktan kazanı ocağa koymuş, tahta kaşığı sallıyor demektir. ​Süt içip kanlı çarşafta uyumak senin fıtratında varsa, o kıllı yumağın içindeki cevheri görmek de benim nasibimmiş. Sen bana kör bak, ben sana sağır kalayım; nasılsa gönül gözüyle boyanan o dip boyalarımız bizi birbirimize bağlar. Viyana bizi konuşuyormuş, varsın konuşsunlar; biz o helvayı fıstıklı mı yapalım yoksa senin şu acı metaforlarınla mı kavuralım, sen onu söyle."
Aşkın Mülkiyet İhlali
Puan vermedi
Hakikat ile Sanrı Arasında: Tenin Mülkiyeti ​Hiç aşk acısı çekmedim; zira aşkın o çokça övülen, kutsanan mahiyetine dair en ufak bir fikrim yok. Etrafta bir gürültüdür gidiyor: Aşkın bir coşku patlaması, nefesi kesen bir soluk ya da buzun içindeki o harlı ateş olduğu söylenip duruyor. Oysa mesele, bu romantik ağdalardan çok daha yalın ve bir o kadar da hoyrat... Mesele, bir tenin bir başka tene inkılap etme arzusundan ibaret. Yani onu kendine mülk edinme çabası. Tüm o feryat figan, aslında bu hayali mülkiyetin yegane sahipliğini, kendi kifayetsiz bilincinde tanrılaştırma uğraşından başka nedir ki? ​Aşk acısının o yıkıcı olduğu iddia edilen hükümranlığına karşılık; dışarıda gerçek savaşlar, somut ölümler ve keşmekeş bir hayat akıyor. Ne idüğü belirsiz bir geleceğin rüyasını bugünden gören, cibiliyetsiz bir divane olma kehanetine çoktan erişmiş kalabalıklar var. Bütün bu hengame içinde bir kadının, bir erkeğin göz bebeklerinde kendi yansımasını arayan o muhtaç ifadesi; onunla yolda yürüme arzusuyla birleşince, yapısal varoluşuna gerçekten yeni bir kimlik mi kazandırıyor? ​Asla. ​Bilakis; mevcut kişiliğinin o defolu, yamalı taraflarına; karşısındaki erkeğin sözlerinden, parmak uçlarından ve kirli sakallarından sızan o tekinsiz imge, sadece "tentürdiyotsuz bir yara bandı" vazifesi görüyor. Siz hiç aşık olup da geleceği inkar etmeyen, gerçeği olduğu gibi kucaklayan birini gördünüz mü? O an kadının zihin atlasında çöller serap değil vaha, buzullar savana, hırçın okyanuslar ise dingin bir şelale gibi görünür. ​Fakat bu illüzyon, bir tükenmişliğin ve ruhsal yetersizliğin nişanesi değil midir? Şekersiz bir çaya, şekerli bir bisküviyi bandırma münasebetsizliğinin ta kendisidir bu. Biliyorum, şimdi bu satırlara itiraz ediyor, "Hayır, öyle değil!" diye haykırıyorsunuz. Hatta
İnsan ve Duygular
Aşkın MetafiziğiArthur Schopenhauer · Felsefe Kulübü Yayınları · 016,8bin okunma
Kapital
Puan vermedi
​Das Kapital! (Namıdiğer Kapital) ​Karl Marx ​Tarihsel materyalizmin perspektifiyle modern toplumun ekonomik işleyişinin analizini ve eleştirisini içeren bu kitabı 1867 yılında yazmıştır. Diğer ciltler, hamisi Engels’in tefrikalarıdır; kendisi bu ciltlerin yayımlandığını görememiştir. ​Kapital; sanıldığı gibi otlu peynir, köy tereyağı ve yanında tandır ekmeği ile çeşni yapılıp "Tamam, oldum, hakikati buldum!" dedirtecek bir masal değildir; balyozdur, balyoz! ​Kapital, Marksizmin başucu kitabı gibi düşünülür ama aslında ilahi kitapların anlamı bilinmeden okunması gibi, müritleri tarafından neredeyse hiç okunmamış; okusa bile asla anlaşılmamıştır. Zira anlaşılacak kadar da ayan beyan bir kitap değildir. ​Karl Marx, temelde Yahudi kökenlidir; dedeleri arasında "trilyoner" hahamlar vardır. Annesi ve babası Yahudi iken sonradan Hristiyanlığa geçmiş, burjuva bir ailenin delişmen, iri kıyım bir evladıdır. Berlin’de hukuk fakültesine devam etmiş, babası gibi avukat olması beklenirken filozof olmuş ve dünyayı kökünden sarsmıştır. ​Marx’ın ailesi, Philips şirketinin sahipleri ile akrabadır. Hatta geçmişinde darda kaldığı zamanlarda bu aileden yüklü miktarda borç almıştır. Marx’ın hiç yayımlanmamış romanları vardır: Akrep ve Felix. Sevgilisi ve sonradan sadık eşi olan (Marx bu sadakate, hizmetçisinden olan oğluyla karışık bir karşılık vermiştir) Jenny’ye hitaben yazdığı şiirleri bulunmaktadır. ​Marx hakkında şahsen en kapsamlı malumatı, Galina Serebryakova’nın onun hakkında yazdığı 5 ciltlik roman olan Ateşi Çalmak serisini keşfederek öğrendim. Şiddetle olmasa da "orta şeker" tavsiye ederim. Bu yazının muhatabı tabii ki Karl Marx değil, onun cebi hiç gülmemiş evladı Kapital’dir. ​Üstat Marx aslında Hegelciydi. Gençliğinde "Genç Hegelciler" grubunun elebaşı, kulübün hızlı bir
Düşünce
KapitalKarl Marx · Yordam Kitap · 20212,280 okunma
Kant aydınlığı ve fanatik züpbeler
​Kant; aydınlanmayı, insan cevheri olan aklın kendi iç ve dış sınırlarını idrak edip bu sınırlar içerisinde koyduğu hükümlerin evrensel olduğu varsayımı üzerine yorumlar. Biz fanatik faniler içinse aydınlanma, kendi aydınımızın dışındaki herkesi cahil görmemizdir. ​Ayrıca, mesela ben bir aydın mıyım? Asla değilim. Olmak ister miyim? Kesinlikle istemem. Ne olmak isterim? Kendi cahilliğimin farkına varmak, benim için aydınlıktır.
Reklam