Sürekli tekrarlanan bir yalan gerçeğin yerini alabilir mi? Son sayfayı kapattıktan sonra okuduklarımı bir süre sindiremedim.
Kitap, namus kavramını yalnızca kadınlar üzerinden değerlendiren ataerkil bir toplumda çürümüşlüğün ne denli büyük boyutlara ulaşabileceğini gözler önüne seriyor. Bazı sayfaları gerçekten ağzım açık okudum.yine aynı sekilde namus kavraminin toplum tarafından seçici yorumlanması asiri rahatsız ediciydi.Söz konusu kadın olunca namustan bahseden insanların yalani iftirayı görmezden gelmesi toplumsal çürüme örneklerinden biriydi benim için.Durdurak bilmeyen köylü baskıları, insanların kendi uydurdukları yalanlara bir süre sonra gerçekmişcesine kendilerinin de inanmaları ve bitmek bilmeyen hortlak hikayeleri okurken insana illallah ettiriyor. Tüm bunların merkezindeki Hasan'ı düşünün bir de insan ona kızmakta zorlanıyor. çocuk yaşta biri bu kadar ağır baskının altında ne kadar sağlıklı hareket edebilirdi ki? Butun bir toplum sorgusuz sualsiz ayni fikrin peşinden gidiyor.Kimse de dönüp biz ne yapıyoruz kimi hangi sebeple ölüme layık görüyoruz diye sormuyor.Bu körü körüne inanış ve bilinçsizlik, vicdanın nasıl yok olabileceğinin en çarpıcı örneklerinden biri.Finali ise uzun süre unutabileceğimi sanmıyorum.her ne kadar kurşunu sıkan Hasan gibi gözükse de büyük resimde bütün bir topumun agir baskisinin olduğu aşikardi.