Şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki muazzam bir kitap.Kitabın içindeki yazılan her şey, tüm detaylar, karakterlerin duyguları... kısaca her şey o kadar güzel anlatılmıştı ki kitaba bağlanmamak elde değildi.Tarık Buğra,edebiyatımıza yeri doldurulamayacak bir kitap bırakmış...
Kitabın konusuna gelecek olursak Kurtuluş Savaşı döneminde, ülkemizin her bir yerden doğum günü pastası gibi paylaşıldığı, hükümetin elinin kolunun bağlı olduğu, yüzyıllar boyunca birlikte huzurlu bir hayat sürdüğümüz;Yunananlıların,Rumların,Ermenilerin ve daha fazlasının kendi ülkelerini kurma amacıyla bize ihanet ettiği bir dönemde geçiyor.Başlangıçta herkes bu yaşananların geçici olduğunu ve kısa zamanda düzeleceğini düşünmektedir.Hâlbuki durum bundan da kötüdür.Son çare olarak halk kendini savunmak zorunda kalmıştır.Sıkıntı şu dur:Halk ikiye bölünmüştür.Bir kesim hükümet yanlısı bir kesim de eli kolu bağlanmış olan bu hükümetin yardım edemeyeceğinin farkında olup Kuvvacı gruplar kurup vatanı savunmaya başlayan kesimdir.
İstanbullu Hoca'nın Akşehir'e gelmesiyle başlar her şey.Bundan sonrası ile kaderin elindedir... Çolak Salih gibi sol kolunu savaşta kaybeden bir yiğidin tek koluyla vatanını savunmasıdır, gerçek fedakarlık...
Kitap gerçeği anlatmaktadır.Bizlerin sadece duyup okuduğumuz bu mücadele,kitap boyunca ayrı bir manevi boyuta geçiyor.
Tarık Buğra'nın da dediği gibi:"Küçük Ağa, destanlara yakışır bir konuyu ele almasına rağmen, destan değil, gerçekliği anlatan bir romandır."
Yer yer gururla, acıyla, çaresizlikle okuduğum bir kitap oldu.Bu muhteşem kitabı çok vakit kaybetmeden okumak gerek...