Ahlak eğitimi dediğimiz şeyin büyük bir kısmı, içgüdülerin yapay bir şekilde değiştirilip, tersine döndürülmesinden ibarettir; eğitimle, kavgacı dürtülerimiz, cesurca kendini feda etme dürtüsüne ve bastırılmış cinsel dürtüler de dinsel bir heyecana dönüştürülür.
“Wells’in İngiltere’sinde her insan bir adadır.” İşte incelememi tam olarak bu cümle üzerinden yapmak istiyorum. Kitabın ‘Sunuş’ kısmında uyardığı gibi; Yeni okurların dikkatine: Bu inceleme kitabın konusunu açık etmektedir.
Lady Vein adlı geminin kaybolmasından 11 ay 4 gün sonra bulunan kazazede Edward Prendick’in başından geçenleri anlatıyor kitabımız. Prendick davet edilmediği bir adaya misafir oluyor. Adada iki insan ve birçok yaratık tarafından ağırlanıyor. Bu yaratıklar ona bir şeyleri hatırlatıyor ama ne olduğunu anlayamıyor. Sadece insana benzeyen birçok yönleri olduğunu düşünüyor. Başından geçen birçok acılı, korkunç olaydan ve öğrendiği birçok akla sığmaz durumdan sonra adada yaratıklarla yalnız kalıyor ve onların insana benzeyen yönlerini yavaş yavaş kaybettiğini farkediyor. Adada onların değişimiyle geçirdiği ayların ardından İngiltere’ye dönüyor. 11 ay o adada yaşadığı korku sona ermiyor aksine bu tanıdığı, doğal olarak değerlendirdiği insanların ne zaman hayvana dönüşeceğini düşünmekten çıldırma düzeyine geliyor. Prendick, yaratıklarla dolu adada nasıl bir yabancıysa, uygar dünyada da bir yabancı oluyor. Tıpkı adadaki gibi İngiltere’de de davetsiz bir misafir gibi hissediyor.
Yazarın insan-yaratık arasındaki ince çizgiyi çok güzel ele aldığı mükemmel bir bilimkurgu romanı duruyor karşınızda. Okumak için çok gecikmemenizi öneririm