Gülseren Budayıcıoğlu, psikiyatr mesleğinde hayatında iz yapmış bir hastasının hikayesini anlatır Camdaki Kız’da.
Camdaki kız, çürük elma sepetindeki sağlam elmanın nasıl “çürük” damgası yeyip zamanla da o elmanın nasıl çürüdüğünü anlatır.
Nalan, ensest bir tecavüzün meyvesidir ve bu kitapta hayatın Nalan’a ördüğü kader motifleri vardır.
Bir dayının yeğenine tecavüzü sonrası dünyaya gelen Nalan, annesi onu doğururken ölür. Anneanne geç fark edilen hamilelik, doğumu sırası gelen ölüm, yaşanılan utanç derken çocuğu unuturlar hatta istemezler de. Nalan günlerce hastanede kalır. Alan olmaz. Doktorlar “Gelin alın.“der. Nalan’a bakması için dadı tutarlar. Bu kısım beni çok etkilemişti. Günah keçisi belirlenen masum bir bebek… Sevgi yok, hiçbir şeyden haberi yok, muhtaç ama yalnız.
Nalan maddi olarak her imkana sahip büyür. Özel eğitimler, özel okullar. Ama bir şey eksiktir, sevgi. İnsandır ama bunu, ona kimse söylemez. O da sorgulamaz. Böyle bir hakkı da yoktur zaten.
Kurallar içersinde robot gibi yaşayan Nalan için hayat, camdan gördüğü kadardır. Ailenin tek amacı Nalan’ı büyütüp yetiştirip baş göz etmektir. Öyle de olur. Yine Nalan’ın fikri sorulmaz, verilir birine.
Nalan’ı o evlilikte neler beklemiş, Nalan nasıl bir eş olmuş, eşi nasıl bir adamdır kısacası hayatı hayat nasıl bir kader motifi örmüş öğreniyorsunuz ilerleyen sayfalarda.
Nalan’ın bir de insan olduğunu hatırlatan sonra da onu insanlıktan çıkartıp çıldırtan hatta bu yüzden Budayıcıoğlu ile tanışmasına vesilen biri vardır. Hayri…
İyi okumalar dilerim.
Kitap hakkında düşüncelerim:
-Kitap bir günde yazılmış ve bitirilmiş gibi. Ne anlattığı kadar nasıl anlatıldığına da önem veren biri olarak özgünlüğe ya da biraz daha betimlemelere ihtiyaç duyduğumdan yetersiz geldi.
-Karakter hikayesini anlatırken yazar, arada