Kaybedilen şey somuttur, elle tutulur bir boşluk bırakır. Ancak zannetmek, gerçeğin bulanık bir yansımasıdır, aklı kuşatan bir yanılsama. Kişi zannetmeye başladığında, kendisini bir illüzyonun içinde bulur. Gerçekle aramızdaki mesafeyi açan her zan, bizi hem kendimizden hem de evrenden koparır. Zira insan, hakikate tutundukça var olur, zanna teslim oldukça kendinden uzaklaşır. Zan, içsel bir kayboluştur; varlığın kendi içinde, gerçeğin sesini susturan bir yankıdır. Ve işte bu yankı, insanın ruhunu azar azar eksiltir, onu boşluğa doğru iter.
“Bu yüzden, insanı eksilten kayıplar değil, hayalindeki yanlış inançlara sarılışıdır.”