Hemen ölmediğime,saflığa da erişemediğime göre gündelik ve sıradan davranışları sergilemeyi sürdürmem delilik.Dönüşüme,mutlak ifade gücüne erişmek için bayağılığı her an aşmak gerek.İnsanların kendilerini görmezden gelmelerine,içlerindeki ışıkları sürekli canlandırmak ya da karanlık derinliklerde esrimek yerine,yazgılarını yadsımalarına tanık olmak ne kadar üzücü!
Üstüne üstlük,dünyanın varlığıyla kendiminki arasında bir seçim yapmak zorunda kalsam,seve seve tüm ışıklarıyla,tüm yasalarıyla ilkini eleyip,hiçlikte tek başıma süzülürdüm.
Oysa sağ kalmak için aklını kullanması gereken insan,çocuğa düşünmesini öğretmeyi beceremediği gibi,eğitim süreci boyunca onun beynini mahvediyor.Onu düşünmenin kötü olduğuna inandırıyor.Hem de bunu,o daha düşünmeyi öğrenmeden önce yapıyordu.’o kadar çok soru sorma,çocuk dediğin görülebilmeli ama işitilmemeli.Sen kim oluyorsun da düşünüyorsun?Doğrusu bu,Çünkü ben böyle diyorum!İsyan etme,uyum sağla!Sivrilme,gruba gir!Mücadele etme,ödün ver!Sen nereden bileceksin en iyisini ailen bilir!Sen ne bileceksin!En iyisini toplum bilir!Sen kim oluyorsunda itiraz ediyorsun?’vesaire…!
İnsan bir kuşu,yavrusunun kanat tüylerini yolarken,sonra onu kendi kendine yaşasın diye yuvadan dışarı iterken görse dehşete kapılır,oysa insanın kendi yavrusuna yaptığı tam da bu…Anlamsız cümlelerden başka hiçbir silahı olmadan fırlatılmıştı ortaya bu çocuk.Var olma savaşını versin diye.Sakat kanatlarıyla ilk defa uçmaya kalkıştığında da yok olup gitmişti.”
Yavuz Sultan Selim devlet içerisinde başka bir devlet yapılanmasına Türk Milleti’ne düşman devlet yapılanmasına müsaade etmiştir.
Yavuz Sultan Selim’in Mısır’dan getirdiği ulema sıfatlı kişileri saraya yerleştirmesi sonucu İslamiyet’i Maturidi tarikatına göre yorumlayıp yaşayan Türk Milleti; sarayın baskısı sonucu Arap Eşari tarikatı doğrultusunda İslamiyet’i yorumlamaya ve yaşamaya zorlanmıştır.
Bu kişiler saray içerisinde o kadar etkin hale gelmişlerdir ki Osmanlı Devleti’nin hizmet makamlarını, parayla satma yöntemini başlatmıştır. Bundan sonrakiler de devleti fiilen Türk olmaktan çıkarmışlardır. Devlet perişan edilmiş, Paşalık, Seyyidlik ve Şıhlık gibi unvanlar para ile satılmıştır. Bugün hâlâ Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde tarikat ve cemaat liderlerinin devam eden unvanlarının hepsi bu dönemde para ile satılmış unvanlardır. Fatih’in bilim merkezli medreseleri, Mısır’dan gelen Eşari din adamlarınca bağnaz eğitim anlayışına geçirilmişlerdir.
Osmanlı’nın çöküşünü hazırlayanlar da bunlardır. Şayet bu güçlü padişahlar doğrunun yanında yanlış işler yapmasalardı Osmanlı yıkılır mıydı?