Rosa; yaldızlı kağıt ve parça çikolata, yeni futbol topunun kokusu, fileli kale, bütün kaleler dolu iken doğrudan sayı vuruşu. Ben de İtalyan’ım, Rosa. Bak, gözlerim senin gözlerin.
Karanlık bir üretim başladı zihninde. Rahibe Justinus’un anlattığı katil hikayesini hatırladı; öldürdüğü adamın yüzü uykuda ve uyanıklıkta gözünün önünden gitmemiş, hayalet bir türlü peşini bırakmayınca sonunda dehşete kapılıp günah çıkartmış, işlediği kara suçu Tanrı’ya anlatmıştı.
Onun da başına böyle bir şey gelebilir miydi? O mutlu, her şeyden habersiz tavuk. Bir saat önce hayattaydı hayvan, dünyayla barışık. Şimdi ölüydü, kendi elleriyle öldürmüştü onu, canına kastetmişti. Ona da bir tavuk yüzü mü musallat olacaktı hayatının sonuna kadar? Duvara baktı, gözlerini kırptı ve soluğunu tuttu. Oradaydı -öldürdüğü tavuk karşısına geçmiş ona bakıyor, kötü kötü gıdaklıyordu! Ayağa sıçradı, hızla yatak odasına gidip kapıyı kilitledi:
“Ah, Bakire Meryem, kurbanının olayım! İsteyerek yapmadım! Tanrı’nın huzurunda yemin ederim ki bilmiyorum neden yaptığımı! Lütfen, sevgili tavuk! Seni öldürdüğüme pişmanım, sevgili tavuk!”