Kitapta bir yerde "Yavasça dokun yaralarima." diyor Tarık Tufan. Bu cümleyi ilk gördüğümde durdum ve bir daha okudum. Yaraya dokundurmak mi? Bir insan en hassas, en çocuk, en kırılmış, en yorgun, en gizli yanlarini kime
gösterir; kimin el sürmesine izin verir? Üstelik kendi kabuğunu örmeye baslayan bir yarayla uğraşmak geçmişe haksizlik olmaz mı acıyacağını,kanayacağını bile bile dokunulmasana izin vermek hatta bunu davete
dönüştürmek nasil bir hastalik olabilir, diye düşünürken
Şeker Portakalında geçen su satırlar düştü aklıma:
"Ben buna inaniyorum: Bir sevgi insana her şeyi yaptırabilir bir de sevgisizlik." kitapta kaldım satırlara geri döndüm. Yara belliydi peki
hangi merhem kullanılmalıydı?
Devam ettim okumaya. Yapilan davet yaraya ve acıya iyi gelecek küçük br merhamet reçetesiyle sonlaniyordu...
"Yavaşça dokun yaralarima.Yavaşça.
Annesi dün ölmüş çocuklara dokunurcasına şefkatle."