“Kuşkusuz, zayıflığımızı belli etmek istemediğimizde, İyiyim, deyip geçiştiririz hatta ölecek durumda olsak bile iyiyim deriz, kabaca buna yiğitliğe bok sürdürmemek denir, olayları böyle mantıksızca tersine çevirmek yalnızca insan türüne özgüdür.”
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Vicdanımızı giderek damarlarımızda dolaşan kanın rengine ve gözyaşlarımızın tuzuna buladık, bu da yetmiyormuş gibi, gözlerimizi içimizi gören birer aynaya dönüştürdük, sonuçta gözlerimiz, ağzımızla inkar etmeye çalıştığımız şeyleri çoğu zaman hiç çekincesiz gözler önüne serer hale geldi.
Okuduğum en ince ama en etkileyici kitaptı diyebilirim. Kitap da annesinin işlediği suçdan dolayı hapishanede kalmak zorunda olan küçük bir çocuğun yazdığı mektuplardan oluşuyor. Yüz sayfalık bir kitabın beni bu kadar etkileyeceğimi hiç düşünmemiştim başlarken. O dönemde yaşanan olayları bir çocuğun gözünden görmek çok hoş bir duygu. Okudukça keşke dedim hiç büyümeseydik, onlar gibi masum ve tarafsız kalabilseydik ve düşüncelerimizi onlar gibi ifade edebilseydik. Kitabın tarzı aslında Şeker Portakalı ve Küçük Prense benziyor ama henüz o kitaplar kadar tanınan bir kitap değil. Şaşırdığım bir nokta kitabın önsözünde “kitabın beyazperdeye gönül borcu var” yazıyor. Eğer filmi çekilmeseymiş bu kitap da birçok eser gibi kaybolup gidecekmiş yani. Mutlaka kitabı okumalı ve Barış’ı tanımalısınız. Israrla tavsiyemdir, keyifli okumalar...