Serhat Kaya’nın Bekleme Odası isimli romanını yeni okudum ve sıcağı sıcağına düşüncelerimi yazmak istedim. Bir kere en başından söylemeliyim ki bu adam underrated olmamalı, eğer olursa bir okur olarak çok üzülürüm çünkü müthiş akıcı ve sürükleyici bir dille yazıyor. 3 yıl önceydi sanıyorum, Azad isimli romanıyla kalemiyle tanışmıştım. Orada Nusret Garo karakterine nasıl hayran olduysam burada da Bay Cenavi karakteri ben de benzer bir etki yaptı. Yazarın yaptığı en anlamlı şey bence oluşturduğu karakterler hangi ülkenin ya da hangi dönemin insanları olursa olsunlar, çağımız insanların ortak dertlerine dair uygulanabilir çözüm önerilerini de satır aralarında sunuyor olması. Ve bir başka güzel olan şey de, Serhat Kaya kitaplarını okuyor gibi değil de sanki dinliyor, hatta izliyor gibi okuyorum çünkü yazdığı cümleler ve betimleme tarzı resmen film izlermişçesine okumayı kolaylaştırıyor. Birçok büyük yazarın kitabını yarıda bırakmışlığım ve sonra devam edip bir süre sonra okumuşluklarım vardır ama bu yazarlar kötü ya da eserleri beğenmemekle ilgili değildi. Gündelik hayatta çok fazla uyarıcıya maruz kalıyorum işim gereği ve bir kitaba odaklanmam çok kolay olmuyor maalesef. İşte belki de Serhat Kaya’nın kitapları bu çukura düşmeme engel oluyor, geçişler çok rahat ve akıcı, okurken yormuyor. Mesele kitapta Paris’te Rue Lepic yokuşundan bahsediyor ama ben hiç Paris’e gitmemiş olmama rağmen orayı görürcesine ve bunu hiç yorulmadan hissederek okuyabildim. Sanki benim ülkemde, benim iyi bildiğim bir sokağı tasvir ediyor yazar. Kitabın arkasında Zülfü Livaneli’nin yazar hakkındaki notunun içinde yer alan “yerellikten çok genel insan davranışlarının izini sürüyor” saptaması kesinlikle çok yerinde olmuş, günümüz Türkiye’sinde yaşarken kendisini Nathan adlı karakterle